Zürih

| Ocak 29, 2014 | Yorum yapılmamış

Zürih son yıllarda yıldızı yükselen şehirlerden. Herkes için bir şeyler bulmak ve güzel bir hafta sonu geçirmek mümkün. Buyurun benim önerilerimi sizlerle paylaşayım.

Londra’dan Zürih’e uçağımız alçalırken müthiş manzara ve karlar iştahımı daha da bir açıyor. Aklım fikrim çikolata dükkanlarında! Yorgun olduğumuz için önce otelde biraz kestiriyoruz. Öğlen 12 gibi kalkıp kendimizi sokağa atıyoruz. Hava buz gibi.

Otelimize geçmeden önce Bahnhofstrasse üzerindeki Al Leone’de kahve ve sandöviç yiyoruz. Etrafımızda şık giyimli insanlar hemen göze çarpıyor. Burada önemli ipuçlarından biri Zürih’in kış sezonunda çok kalabalık olması. Bu yüzden otel rezervasyonunuzu ne kadar erken yaptırırsanız Zürihte  o kadar uygun fiyatlara konaklama yapabilirsiniz. Size tavsiyem www.hrs.com.tr ‘yi ziyaret edin ve uygun fiyatlı otelleri erkenden araştırın.

Zürih şık insanların yaşadığı bir şehir ve oldukça da pahalı. Bahnhofstrasse en büyük alışveriş caddesi, sağlı sollu dükkanları mücevhercileri ile dolu.

Benim önceliğim Fraumünster ve Grossmünster’i görmek. O yüzden dükkanları es geçiyorum. Fraumünster, 1524 yılından sonra önemli bir ibadet merkezi olmuş.

Manastırın içinde Chagall’ın yaptığı vitrayları görebilirsiniz. Şansıma pazar günü koral olduğunu görüp hemen biletimi alıyorum. Neticede Bach’ı kaçırmam mümkün değil.

Buradan yürüyerek Münsterbrücke’yi geçip, Grossmünster Katedrali’ne gidiyorum. Katedral’in kuleleri, eski şehri ve Limmat nehrini selamlarken, biz de çikolata almak için Truffe’ye gidiyoruz.

Truffe, benim için Zurih’in en iyi çikolatacısı. Teuscher ve Sprüngli’den önce gelir.

Çikolatalar farklı küçük üreticiler tarafından imal ediliyor ve fiyatların ucuz olmadığını söylemem lazım. Leonardo di Caprio bile buranın en büyük hayranlarından biri imiş. İmzası duvarda.

Çikolatamızı alıp kahvemizi de içtikten sonra Schiffbau, Im Viaduk ve Langstrasse’ye doğru yola çıkıyoruz.

Öncellikle Im Viaduk’ün çok ilginç bir yer olduğunu ve hava kararmaya yakın bir saatte gelmenizi öneririm. 1894 yılında yapılan Im Viaduk, Zurih’in en çekici yerlerinden bir tanesini olmuş. 2010 senesinde 40 adet farklı işletme, dükkan kemerlerin altında yer açmışlar.

Hava karardıktan sonra burası aydınlatılıyor ve ortaya hoş bir görüntü çıkıyor. Özellikle sanatçılar, bohemler restoran ve kafelere rağbet gösteriyor.

Rehber kitaplarında çok fazla yer almayan bu bölgeye şiddetle gelmenizi tavsiye eder, Markthalle’ye de uğramadan dönmeyin derim.

Soğuk havada mis kokulu bir kahve, içinizi ısıtacak konyak ya da şarap içmek ve bir şeyler atıştırmak için ideal bir yer. İçerisi tıklım tıklım, karnı aç olmayanlar yiyecek içecek de satın alabilirler. Biz peynir ve şarküteri almayı tercih ediyoruz.

Markthalle’den çıktıktan sonra Schiffbau’ya doğru ilerliyoruz. Schiffbau, kültür-sanat merkezi olmasının yanında, bünyesinde bar, restoran ve jazz klubü de barındırıyor.

Özellikle jazz klubü Moods, Avrupa’nın en iyilerinden bir tanesi olarak adı geçiyor. En üst katta bulunan Nietturmbar’ın manzarası çok güzel, Zurih’in batı tarafı ayaklarınızın altında.

Langstrasse, Zurih’in alternatif bölgelerinden bir tanesi olarak adından söz ettiriyor. Ne yalan söyliyim bu bölgeyi biz pek beğenmedik ve kısa bir tatil için vakit kaybı olarak düşündük.

Bütün bir günün yorgunluğu için ise restoran önerim Ojo de Agua isimli Arjantin restoranı olacak.

Ertesi güne güzel bir kahvaltıyla başlamak isteyenler ve otel yerine dışarıya çıkanlar  efsanevi Cafe bar Odeon’a ya da Cafe Peclard im Schober’de güne başlayabilirler.

Kahvaltıdan sonra Lindenhof’a çıkıp nefis Limmat ve göl manzarası karşısında vakit geçirebilirsiniz.

Görülmesi gerekenler listemde Opernhaus (Opera binası), Rathaus (Belediye binası) 1694 yılından kalma, St Peter’s Kirche (13.yy dan kalma), Haupthbahnhof ilk kez 1871 senesinde açılmış istasyon 1992’de modernizasyon geçirmiş. Bunlar dışında vakti olanlar Uetliberg’e gidebilirler. Zurih’in küçük bir dağı olan Uetliberg’de manzara nefes kesici.

Şehir içinde kalmak isteyenler, Rudolf-Brun Brücke’nin köşesinde bulunan Swiss hediyelik eşyalar satan dükkanın yanından merdivenlerle aşağıya insinler. Daracık, taşlı bir yol olan Schifphe’yi keşfetsinler. Yan yana sıralanmış antikacılar arasında dolaşmak gerçekten çok keyifli.

Öğle yemeği için nefis bir İtalyan restoranı tavsiyem olacak. Casa Ferlin Chiantiauelle’de ravioli yemenizi öneririm, gerçekten olağanüstü. Yemekten sonra eski şehir ve Bahnhofstrasse’de yürüyüş yapmak iyi gelecektir.

Aksam üzeri çay içilir; en azından benim için bu böyledir. Baur au Lac benim en sevdiğim iki otelden bir tanesi. Diğeri ise Dolder Grand. Otel yerine kafe tercih edenler Teuscher ve Sprüngli’de oturabilirler.

Dolder Grand, Zürich’e gerçekten tepeden bakan bir otel, geleneksel ve modernite bir arada nasıl oluru İngiliz mimar Norman Foster’dan öğrenebiliriz. Römerhof istasyonundan otele finüküler çıkmakta.

Tepeye doğru çıkarken sağlı sollu nefis evleri görmek mümkün. Burası Zürih’in en pahallı bölgelerinden. Siz en iyisi sabah kahvaltısından sonra erken saatte buraya gelip muhteşem manzara karşısında kahvenizi yudumlayın.

İsviçre, özellikle Zürih son derece pahallı bir şehir. Çikolata, mücevher ve saat dışında alışveriş için çok da bir özelliği olmayan bir şehir. Tabii kışın kayağa gidenler, dağcılar ve bir çok doğa sporuyla ilgilenenler için alışveriş alternatifleri çok fazla. Spor ve seyahat malzemesi için adres Globettrotter!

İsviçre, son derece güvenli, medeni, kuralları olan bir ülke. Zürih ise mutlaka bir defa da olsa görülmesi gereken bir şehir.





Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir