Tokyo

| Ocak 1, 2014 | 1 Yorum

Uzun süredir gitmek istediğimiz uzak destinasyonlar var ve dünya çok büyük… Hepsini tamamlamak zor. Ama bazı destinasyonlar var ki imkanı yaratıp ölmeden görmeniz gerekiyor. Japonya bunlarda biri idi bizim için.

Bu yazımızda size Japonya’nın başkenti Tokyo’yu anlatmaya çalışacağız. Genellikle neler yaptığımızı, biraz şehir hakkında bilgileri, gezdiğimiz yerlerden bahsedeğiz. İleri de yazacağımız yazılarımızda ise restoran ve yemek kültürüne de dikkat çekmek istiyoruz.


Tokyo şehrinin sadece merkezinde 12 milyon insan var.Tokyo bölgesinde ise 35 milyon insan yaşıyor.

Teknoloji, doğa ve insan muhteşem bir saygı temeline oturmuş Japon kültürü sayesinde inanılmaz bir şehir ve şehirler yaşatmış.

Belki de en önemli özeti benim Tokyo’daki 3. günümüzde söylediğim cümlede yatıyor bu şehrin… Burası bir şehir değil, bir gezegen

Tam 500 yıllık bir şehir Tokyo. Sıradan bir balıkçı kasabası olan Edo’dan bu haline dönüşmesi inanılmaz. Çok çalışmanın ve disiplinin ülkeler üzerindeki etkisini göstermek için en iyi örnek şehirler sanırım genelde Japonyada. Eski İmparatorluk Kyoto’dan yönetilirken Tokugawa shodanlığı 1603 yılında gücü eline geçiriyor.

1868 yılından sonra İmparatorluk Kyoto’dan buraya taşınıyor. Bugün Tokyo iş dünyası, eğitim, modern kültür ve devlet işlerini barındıran bir şehir. Rakip şehirlerden Osaka’nın da bu yönde ilerlediğini belirtmek lazım.

Tokyo büyük. Çok büyük bir şehir. Bir çok farklı konuyu ve temayı bölgelerinde barındırıyor. Elektronik bölgesi Akihabara, Chiyoda’daki İmparatorluk sarayı ve bahçeleri, Hiperaktif gençliğin merkezi Shibuya ya da tapınakların bulunduğu Asakusa…

Tüm bu alanları dolaştık ve her birinde her seferinde büyülendik.

Havalimanından indikten sonra tren acentasına gidiyoruz. Daha önceden ödediğimiz Kyoto ve Tokyo arası uzun mesafe yolculukta bize avantaj sağlayacak tren kartlarımızı alıyoruz. Bu şehir içindeki metro’da geçmiyor.

Metro için ise gene aynı lokasyondan bir doldurulabilir kart yani SUICA alıyoruz. Havalimanından bindiğimiz tren bizi 35dk içinde Tokyo merkezine götürüyor.

Tokyo merkez istasyonu büyüleyici bir yer. İnanılmaz büyük. Bunu ileride anlatacağız.

Buradan otelimize geçiyoruz. Metro ile aktarmak, durakları öğrenmek sadece 1-2 saatimizi alıyor. Büyük bir metro ağına sahip Londra’da yaşadığımızdan bu çok sorun değil.

Tabelalar genelde Japonca ama Metroda latin harfleri içeren tüm işaretleri ve durak isimlerini bulabiliyorsunuz.

Ginzaya indikten sonra oteli elimde daha önce bastığım haritadan sokak sayarak buluyorum. Japonyada adres bulmak çok ama çok sorun. Dil bilgisi Tokyo’da fena değil ama Kyoto ve dış kasabalarda çok daha vahim.

Otel odaları inanılmaz küçük. Isıtma ve soğutma son derece kuvvetli. Ginza bölgesi şehrin alışveriş bölgesi. Her yer markalar ve alışveriş merkezleri ile dolu. Japonlarda genelde erkekler çalışıyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı beyaz yakalı profesyonel yaşamda az.

Alışveriş merkezlerinde çalışanların neredeyse tamamı kadın. Hizmet sektöründe daha çok görünüyorlar. Ginzadaki kuleler çok büyük değil ama gene de 10-25 kat arası ağırlıkta. Orta katlı binaların her bir katında klüpler ve restoranlar var. Biz önce iş yeri zannettiğimiz çoğu yerde gece insanlar davet kıyafetleri ile binalara girince ilk gece daha rahat anladık konsepti.

Çok klas bir şehir Tokyo. İnanılmaz bir moda merkezi. Kadınlar ve erkekler olağanüstü şıklar. Ünlü markalar sadece Japonya için ürünler tasarlıyorlar. Ünlü spor markalarından The North Face sadece bu pazara özel kreasyon tasarlıyor ve başka ülkelere satmıyor.

Ulaşım Metro, Otobüs ve Taksi ile sağlanıyor. Şehir içinde hızlı tren hatları da var. Bunlar bir nevi Londra ve çevresindeki ekosistemi andırıyor. Istanbulda bu şekilde bir yapı olmadığından görmeden anlatmak zor.

Elinizde bulunan sürekli doldurduğunuz kartınız ile metro en iyi ulaşım. Yürümek zevkli. Eylül sonu Ekim başı bile nem inanılmaz durumda. O yüzden genelde metro ile ulaşıp, ara mesafeleri yürüyerek ya da yorgunluğa göre taksi ile katettik.

Taksiler klimalı. 1990-2010 model eski lüks Japon makam otoları. Taksi şöförleri inanılmaz disiplinli, eller eldivenli, kapılar içeriden otomatik açılıyor. Kısa mesafe ve eğer kalabalık iseniz taksi kullanmak müthiş akıllıca.

İlk gelenler için çok şaşırtıcı bir şehir. Her yerde otomatlar var. Bunlardan yemek, tatlı, içecek, sigara alabiliyorsunuz.

Kalabalık muazzam. Shibuya, Ginza bölgelerinin akşam ve sabah iş saati kalabalıkları izlemeye değer.Yaya geçitlerinde disiplinle geçen Japonları izlemek çok keyifli. Metrolar kalabalık ama bir kaç durak haricinde camlara yapışarak gitmek yok.

Trenlerde diz mesafeleri Japonların boy ortalaması ile ters uzantılı. Hayata bir kere gelindiğini ve her koşulda rahat bir hizmet kalitesi sunmayı amaçladıklarını hissiyorsunuz.

Gece muhteşem. Işıl ışıl. Tabelalar, neonlar, gençlerin muhteşem tarz saç ve kıyafetleri… Olağanüstü güvenli bir şehir. Kendinizi güvensiz hissedeceğiniz yerler çok az.

Gece serin olunca yürümek muazzam. Avrupa’nın tersine bazı bölgelerde gece yaşam çok ama çok hareketli.

Demin Mevsimden bahsetmiştim. Yazları son derece sıcak ve nemli. En güzel gidilmesi gereken zaman Sonbahar yaprak ve ağaçların büyüleyici renkleri için Ekim sonu-Kasım başı. Kiraz ağaçlarının beyaz yapraklarını görmek istiyorsanız en önemli zaman Nisanda ilk 2 hafta.

Önceden gideceğiniz yöredeki tam zamanı öğrenin. Japonyada Nisan ayının her haftası her bölgede aynı etkide geçmiyor. Kışın orta şekerli. Japonya adasının kuzeyi ise çok soğuk oluyor.

Biz bu seyahatimizde Kyoto ve Tokyo’ya odaklandık ve çoğu gezilebilecek yerini gezmeye çalıştık. Listeyi bayağı bir temizledik diyebiliriz. Özellike Kyoto daha iyi bir planlama ile daha verimli geçti. Bir sonraki sefer tekrar Japonya’ya gelme şansımız olursa aşağıdaki bölgeleri görmek istiyoruz. Sizler daha uzun bir tatil planlarsanız aşağıdaki listemize de göz atmanızı öneririz.

  • Tokyo’nunda içinde bulunduğu Kanto bölgesinde en önemli lokasyonlardan biri Hakone. Burası sıcak termal havuzları ve Fuji dağı manzarası ile ünlü.
  • Kamakura ise bir çok tapınak ve büyük Budha heykeline ev sahipliği yapıyor.

  • Nikko gene büyük tapınak ve Tokugawa Shogun tarihine ulaşabileceğiniz en önemli şehir.
  • Büyük Tokyo bölgesindeki tek kale, Odawara’da bulunuyor.
  • Çocuğu olanlar için Tokyo Disney Resort diğer bir seçenek. Yokohama’da gene Japonya’nın en büyük ikinci şehri.

  • Biraz daha bilinmeyen diğer şehir ve kasabalar ise Ashikaga ve Hachioji. Hachioji Takao dağına tırmanmak ve bira bahçelerinin keyfini çıkarmak için yapılabilir. Bira ve Viski kalitesinde Japonlar muazzam.
  • Kawasaki şehrinde 24 adet eski çiftliği gezebilir, Kinugawa’da ise Edo Wonderland içinde gezerek 1800’lerin Japonyasına bir yolculuk yapabilirsiniz.
  • Sanat için Fujino ve zamanınız bol ise güney Tokyo bölgesindeki Izu ve Ogasawara adalarını gezmenizi öneririz.

Yemek… Sanırım bunu tamamen ayrı bir yazıda ele alacağız yoksa bu yazı ansiklopedi kıvamına gelecek. Olağanüstü, nefis, delirtici, lezzetli ve enteresan…

Bu kelimeler deneyimimizi özetleyebilir. Sadece Sushi, Sashimi ya da balık değil ancak Tavuk, et ve Makarna konusunda ne kadar harika bir yemek seçeneklerine ev sahipliği yaptıklarını görmeniz için bile burayı ziyaret etmeniz gerek.

Her yer restoran. Yemek kültürü son derece gelişmiş. Özellikle Mitsokushi Plaza altındaki food hall yani yemek satın alabildiğiniz alanlarda saatler harcadık.

Paket yemek ve eve özellikle hazır alabileceğiniz yemek çeşidinin haddi hesabı yok. Yemek konusunda sağlam mideniz var ise, apart bir otelde kalıp buralardan yemek denemek çok keyifli.

Çoğu restoranın mönüleri dükkan dışında. Merkezdekilerde İngilizce mönü de bulunuyor. Buradan bakıp restoranı beğenebiliyorsunuz. Çok özel restoranlar hariç genelde yer bulmakta çok sorun yok.

Bazı restoranlar kredi kartı kabul etmiyor. Japonyada nakit çok kullanılıyor. Bolca almanızı öneririm. Dediğim gibi yemek konusuna daha sonra detaylı değineceğiz.

İlk gün uçağımız 10:00 gibi indi. Daha sonra doğruca otele yerleştik ve yaklaşık 3 saat uyduk. Kalkıp doğruca gezdik. Pazartesi inmiştik. İlk bölgemiz Ginza idi. Yolculuğumuzu buradan okuyabilirsiniz.

Daha sonra akşam Udon denen deniz ürünlü ya da arzunuza göre tavuklu bir çorba olan yemeğimizi kabak, patlıcan ve karides kızartması tempura ile bitirdik.

Ertesi sabah erken kalkamadık. Gene çok ciddi bir yorgunluk vardı. 10’da kendimizi dışarı attık. Hızlıca kahvaltı sonrası Ginza’daki iki plazayı gezdik ve doğruca İmparatorluk sarayına geçtik. Burada önemli plazalar Mitsuya, Printemps, Sony Building ve Mitsukushi.

Burası büyüleyici bir yer. Şehrin ortasında surlarla çevrili bir kale. Etrafında su hendekleri de var.

Buraya Ginza’dan yürüyüş rotası ile geldik. Artık haritamıza alışmıştık. Saray bahçelerini gezdik ve sarayın içerisindeki alanlarda fotoğraf çektik.

Sarayın bahçe peyzajı ve düzenlemesi muazzam. Neredeyse Doktor kıyafetindeki bahçıvanların gösteridiği özen inanılmaz. Bahçelerdeki ağaçlar yüzlerce yıllık.

Bahçelerin hemen kuzeyindeki çıkıştan çıktıktan sonra iki adet önemli Müze var. Bir tanesi Ulusal Tarih Müzesi. Çok uzun bir kuyruk var. Bu müzeleri daha sonra gezmek için es geçtik. Hafif yağmur başladı.

Sakashidamon köprüsü üzerinden ilerledik. Karşımızda gökdeenler. Sağımızda ise İmparatorluk bahçesinin kuzeyi kaldı. Tokyo İstasyonunun haritaya göre solunda kalan ana cadde Maruniachi. Burada gene bir çok ünlü dükkan, önemli firmaların genel merkezleri bulunuyor.

Burada korunmaya alınmış Mitsubishi binasını ve içerisindeki küçük kafeleri görmenizi öneririm.

Buraya gelirkenyol üzerinde ünlü Rimowa markasını ve harika bavullarına bakmadan geçmeyin.Sedef daha sonra yeşil çay almak için bu caddede olan ve ana dükkanının Kyoto’da olduğu çay mağazasına girdi. Burda çeşitli çayları denedi ve 2-3 değişik paket çay aldı.

Burada öğlen hafif bir yemek aldıktan sonra, Istasyonun dışarıdan fotoğrafını çekiyoruz. İkinci dünya savaşı öncesindeki görüntüsüne kavuşması 2012 yılını buldu.

Tokyo’da bombalanmayan kentler ve yerler haricinde aslında şu anda bulunanın onlarca misli güzel tarihe eser savaşta maalesef yokulmuş. Istasyonun yanındaki büyük cadde Miyuki Dori. Buranın sağından yürüyoruz ve büyük otellerin İmparatorluk sarayına bakan yönünde Wadakura bahçesinde yürüyoruz. Plazaların altında bir vaha.

Buradaki yapay şelaleler çok güzel. Imparatorluk sarayının özellikle doğu bahçelerini gezmeyi unutmadan belirtelim. Şansınız varsa Japon Kendo sporu ile antreman yapan İmparatorluk Saray muhafızlarının bağırtılarını duyabilirsiniz . Buradan sonra Aoyuma dori caddesini takip ederek Hibiya Koen parkından metroya binerek Ometo Sando bölgesine geçtik.

Buradan sonra hedef Sensoji Tapınağı. Burası kuzeyde. Bu bölge de gene büyülendiğimiz yerlerden biri. Daha az teknoloji. Daha fazla tapınak ve orjinal eski Japon izleri.

Daha sonra Ueno bölgesine gidiyoruz. Burası bir park. İçerisinde bir çok müze var. National Museum, Kütüphane, Sanat Akademisi, Doğu Asya sanatları müzesi, Belediye sanat evi, Batı Sanatları müzesi ve bir çok müze bu parkta. Park’ın özelliği Nisan ayında büyüleyici bir kiraz ağacı çiçekleri görselliği sunması. Biz Ulusal müzeyi geziyoruz. Etkileyici…

Gece Ginzaya yakın bir bölgeye dönüyoruz.

Çok özel bir Sushi Sashimi restoranında harika bir yemek yiyoruz. Sadece 10 kişilik bir bar.

Gizemli bir sokakta zar zor buluyoruz. Sokağın genişliği 1.5 metreden az.

Oturuyoruz. Burası sizin dur demediğiniz sürece size yemek getiren bir mekan.

Usta sadece sizin için yapıyor. Harika ingilizce konuşan 70 yaş üstü sushi ustamız, elleri ile hazırlıyor herşeyi.

Ağırlıkla sashimi yani çiğ balık. Kendi küçük ızgarası ile Sedefin favorisi olan Eel yani yılan balığı kızartıyor… Yamazaki viski ile geceyi sonlandırıyoruz.

Ertesi gün Shibuya ve Shinjuku bölgelerini hem gece hem gündüz turladık. Burası biraz New York Times Meydanı ve Londra’da Piccadilly bölgesine benziyor. İnanılmaz saç stilleri, topuklu ayakkabılar ve deli dolu gençleri ile bambaşka bir mekan. Biz sanırım biraz yaşlanıyoruz ama çok eğlendiğimizi belirtmek isterim.

Burada yapmanız gereken Hachiko yaya geçidinde akşam ve sabah erken saatte geçenleri izlemeniz. Buradaki kalabalık ve ondan fazla yaya geçidinin bir birine çarpmadan ilerleyen Japonlarla dolu olduğunu görmek muazzam. Hinjuku bölgesindeki Studio Alta’da bulunan dev TV ekranı size çok şaşırtacaktır.

Center-gai trafiğe kapalı caddede gezin ve Tokyu Hands dükkanına girin. Burası bir ‘kendin yap DIY’ dükkanı. Neredeyse her türlü ürün var. Manga ve Anime kültürünü daha detaylı öğrenmek için ise Mandrake isimli dükkana uğramanızı öneririz. Japonlarda kitap kültüründen daha çok Manga ve Anime karakterlerinin olduğu kitaplar ve dergiler inanılmaz popüler.

Bu bir kültür. Kendileri ile özdeştirdikleri süper kahramanlar ile büyüyen çocuklar ileride genç olduklarında da son derece yaratıcı, disiplinli, çalışkan olup çocukluklarından bir şey kaybetmiyorlar. Dışarıda son derece sakin gördüğünüz Japonlar özellikle sevindikleri ya da üzüldüklerini tanıdıkları yanında daha çok dışarı vuruyorlar.

Günde sanırım 20km’ye yakın yürüdüğümüz Tokyo’da tek zorlayan şey nem ve erken kararn hava oldu. Sabah ünlü Tokyo balık marketine gidemedik. Sabah erken gezmeye gittik ama balık için yapılan açık arttırmayı kaçırdık. Bunun için üçte kalkmak ve 250 biletlik sıra için sabah beşe kadar beklememiz gerekiyordu. Bunu bir sonraki sefere erteledik diyelim.

Diğer önemli yerler tabiki de modern ve gelişmiş şehirlerde olduğu gibi Tokyo’da da parklar.Yoyogi Parkta gençler kendi hobilerini utanmadan sıkılmadan icra ettikleri yer. Bateri çalmak, dans etmek vb. Buranın yakınındaki tarzı bölgelerden biri de Ometosando caddesi.

Burası biraz Regent Street, biraz Champs-Elysees kıvamında. Trendi yakalamak için gitmeniz gereken bölge burası. Detaylı gezmek isterseniz sadece bu cadde ve iç ara sokaklarına yarım gün ayırmanız lazım. Üst geçitlerden birine çıkıp fotoğraf çekmenizi öneririm.

Buradaki Lexus konsept mağazası biz gittiğimizde yeni açılmıştı. Burada ayrıca Üniversite de olduğundan gençler oldukça ağırlıkta. Buradaki cafeler ve görkem çok etkileyici. Aoyama bölgesinde bir çok ünlü firmanın ana merkezi de bulunuyor.

Biz gitmedik ama gidenler olduğunu bildiğimden önermek istrim ki Fuji TV binası da görülmesi gerekenler arasında gelmekte.

Asakusa bölgesi ise yukarıda kısaca belirtmiştik, bizi çok etkileyen bir bölge. Sensōji tapınağı muazzam. Tokyo’nun en büyük Budist tapınağı. İlk girişte Kaminarimon yani yıldırım kapısı var. Burada iki korumanın yani Yıldırım tanrısı ve Rüzgar tanrısını göreceksiniz. 942 yılında yapılmış. Bir çok kez yıkılmış. Günümüzde en son 1950’de restorasyon görmüş. Bu kapıdan sonra Hōzōmon geliyor. İki hasırdan sandalet var. Gene büyük tanrılar tarafından korunduğunun simgesi

Daha kalabalık olan yer ise Kannondō , burası 628 yılında yapılmış ve Merhamet tanrıçasının bulunduğu yer.  Batıda ise Gojūnoto yani 5 katlı aşağıda resmi olan Pagoda var. Bu da Buddha’nın küllerinin olduğu yer.

Bu bölgede diğer gezmeni gereken yerler Asakusa Jinja tapınağı, Chingodo Tapınağı ve Denpoin Tapınağı.

Gene bizim gezimize dahil etmediğimiz ama görmek isteyenlerin olabileceği Kokugikan yani Suma Güreşlerinin yapıldığı arena/müze…. Önceden ayarlamanız ve bilet almanız önemli.

Bir diğer gezdiğimiz bölge ise gene akşam güneş battıktan sonra gittiğimiz Ogawamachi bölgesinde Sedef kitapçılarda kitap aradı. İngilizce bulmak zor. Ben de daha sonra 1 saatliğine 5-6 katlı spor mağazalarında kendimi kaybettim diyebilirim.

Japonyada gözlemlediğimiz farklılıklar:

Aslında bunu ayrı bir yazı yazabilirdik ancak Tokyo’nun altında olmasına karar verdik. Japonlar çok farklı. Japonya’da öyle. Normal bir Avrupa ülkesinde göremeyeceğiniz enteresanlıklar burada mevcut. Biraz bunları yazarak buraya giderseniz nelerle karşılaşabilirsiniz size ipuçları vermiş olalım.

  • Trafik sağda. Arabalar genelde aşırı lüks değil. Küçük miniva tipi araçlar dar sokaklar için tasarlanmış.
  • Çöp yok. Çöp kutusu da yok. Elde yemek yemek sokakta yemek yemek çok görülen bir şey değil.

  • Taksilerin çoğu LPGli. Müthiş temizler. Torpidolarında bembeyaz danteller olanları var. Tertemizler.
  • Çok yardımcılar ve saygılılar. Birşeyleri anlatmaya çalıştığınızı ve yardıma ihtiyacınız olduğunda destek oluyorlar. Çözemezlerse bunalıma girme ve üzüntü oluyor.

  • Önce tane tane konuşup aynı şekilde dinleyin. Çok ama çok iyi bir dinleyiciler. Dinledikten sonra onlar sırayı alıp konuşuyorlar. Söz kesme vs yok.
  • Tuvalatler yani klozetler inanılmaz… Isınıyor, taharet musluklarının ısısı ve su tazyiki bile ayarlanıyor. Bu konuda dünyada bu şekilde tuvalet görmedim…

  • Hava sıcak ise nem ve güneşten korunmak için şemsiye ile geziyorlar. Beyaz renk onlar için önemli. Güneşten çok korunuyorlar.
  • Sigara içilen alanlar dışında sokakta da kafanıza göre sigara içemiyorsunuz.
  • SUICA yani doldurulabilir ulaşım kartları her yöne aynı. Tüm Japonyada kullanılıabiliyor.

  • Kahvelerden ve çaylardan her zaman buzlu ve soğuk seçenekleri listelerde bolca bulabiliyorsunuz.
  • Bir restorana giderseniz, su hemen buzlu olarak oturur oturmaz geliyor.

  • Yemek öncesi hijyen son derece önemli. Ilık havlu hemen sunuluyor. Bununla yemek öncesi ferahlıyorsunuz.
  • Diyelim 3 parça ürün aldınız. Aksini belirtmedikçe her şeyi ayrı ayrı paketliyorlar. Paketleme, kağıtları ve tarzları sanat gibi. Her konuda olduğu gibi bu konuda da son derece özenliler.

  • Para üstü gelirken önce büyükten küçüğe kağıtlar en son bozukluklar geliyor.
  • Tren hatlarının ve treloybüslerin elektrik teller hep tepede. Bunu tam net bilmiyorum ama görüntü kirliliği yaratmasına ragmen deprem ve bakım kolaylığı ile ilgili bir sohbet esnasında ipucu aldım.

  • Otellerde verilen setlerdeki en önemli şey tarak. Saç ve saç bakımı son derece önemli.
  • Saçları herkesin çok güzel ve gür. Kel insan çok az gördük.

  • Restoranların bazılarında ayakkabı çıkarılıyor. Çıkarken geri geri çıkılıyor.

  • Tapınaklarda dev para atma havuzları var. Bunlar ızgaralardan atılıyor. Tapınakta dua edildikten sonra el iki kere çırpılıyor ve yüze sürülüyor.
  • Tren ve metrolarda herkes kendi sırasını oluşturuyor. Her kapı arkasında sıra doğal oluşuyor ve bozulmuyor.
  • Trenlerde ve metrolarda hemen uyuyorlar. Genelde ise Manga ve Anime okuyorlar.

  • Genelde şehirlerde bisikletler için park yerleri var. Kyoto bir bisiklet şehri. Açıkta duruyor bisikletler ve kimse çalmıyor.
  • Çok sessiz konuşuyorlar.
  • Yürüyen merdivenlerde solda duruluyor ve sağdan yürünüyor. Avrupa ve alışılmışın tersi.

  • Otel kapıları terse doğru kilitleniyor
  • ABD’ye yakın olduğundan Starbucks ve The North Face burada bir fenomen.

  • Parklarda koşan ve yürüyen çok insan var. Bir çok arazi koşusu ve marathon düzenleniyor. Kış sporlarında çok ama çok başarılılar.

  • Gerçek bir Japon çay seromonisi 3-4 saat sürüyor. Turistler için 30 dakikalık versiyonları var.
  • Porselen, yeşil çay , Yelpaze, ve sushi çubukları çok ama çok orjinal. Kağıt ve kırtasiye konusunda inanılmaz yenilikçi ve yaratıcılar.
  • Yaşlı bir toplum olmasına ragmen son derece dinç bir toplum.



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (1)

Trackback URL | RSS Feed Yorumları

  1. Mehmet kaban dedi ki:

    Bu başarıya hayran kaldığımı belirtmek istiyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir