Stockholm

| Ağustos 22, 2013 | Yorum yapılmamış

Stockholm… İsveç’in bu güzel şehrine yaptığımız üç gecelik seyahat bizi çok keyifli bir deneyime sürükledi. Başkent Stockholm görsel olarak harika bir şehir. Londra’dan sonra uzun süre deniz görmeyince bu on dört adet adayı birbirine bağlayan köprüler size bazen Thames nehrindeki kısa köprülerden çok Galata’yı, boğaz köprüsünü hatırlatıyor…


Temiz caddeleri, düzenli yaşamı, güzel insanları ve diğer bir çok özellikleri ile öne çıkan Stockholm’ü sizler için özetleyelim…

Öncelikle İsveç’ten başlamak lazım. İsveç enteresan bir ülke. Kuzey Avrupa’nın bu önemli ülkesinde bir çok bilinmeyen nokta var. Çok düz bir arazi yapısına sahip İsveç’te yüz bin’e yakın göl var. Hakı son derece sportif. Spor demek yaşam demek.

Neredeyse toplumun yüzde seksene yakını bir spor ile ilgili. Avrupa’da sosyal politikaları, emeklilik sistemi, doğum izinleri gibi faktörler ile yaşam kalitesi son derece öne çıkan bir ülke. Kadınların 2 yıl , erkeklerin ise 3 ay doğum izni olan nadir ülkelerden biri. Avrupa’nın en yükse yaşam süresine sahip ülkesi.


Temizlik anlamında çok ileride.  Örneğin diğer bir önemli şehir Göteborg’da pet şişe yasak çünkü tüm sular çok temiz. Dünya’da ayrıca kişi başı tekne sayısı en fazla olan ülkelerden biri. Trafik ise yıllar önce ters tarafta olmasına rağmen şu anda Avrupa standartlarına geri dönülmüş.

İsveç dediğimizde akla tabii ki çok önemli markalarda ortaya çıkıyor. IKEA, Volvo ve Ericsson gibi… Bunun dışında ileride değineceğimiz İsveç Reçeli, köfteleri ve kuzey ülkelerine has Schapps içkisi ile de meşhur.

Gelelim Stockholm’e… Biz Ryan Air vasıtası ile iki kişi gidiş dönüş 90 Sterline’e bileti bulunca hemen yaz vakti kendimizi burada bulduk. Konaklamamızı ise Wimdu isimli site ile hallettik. Wimdu’nun en önemli özelliği sosyal seyahat ve gittiğiniz yerin yerlisi gibi bir konaklama geçirmeye imkan sağlaması. Ev sahibinden yerel tavsiyeler alıp, pek çok ilginç ve az bilinen yeri de keşfetme şansı yakalamak istiyorsanız tercih etmenizi öneririm. Normal oteller ile kıyasladığınızda ise %30 civarında konaklamanız daha ucuza gelecektir.


Bizim kaldığımız yer merkeze çok az uzak idi ancak ulaşım biz çok hızlı ve fazla yürüdüğümüzden sorun olmadı. Ayrıca otobüs ve tramvay ulaşımı ayrıca metro son derece rahat. Basit ve anlaşılabilir bir metrosu var Stockholm’ün…

Ben ilk gün Cuma direk ofise gittim ve ilk gün oradan çalıştım. İsveç resmi tatil günü olduğundan ofis bayağı boş idi. Sedef o sırada şehri gezdi ve seyahatsever arkadaşımız Özge ile buluştu. Ben de daha sonra onlara katıldım. Yazın gündüzlerin uzun olması hepimiz için gezide bir avantaja dönüştü.


Stockholm 2007 yılında dünyanın en yaşanabilir şehri seçildi. Burasının ev tüm İskandinav ülkelerinin pahalı oluşu maalesef Türk turistlerin çok sık ziyaret etmediği ve rağbet etmedikleri bir bölge. 12 Eylül zamanında ve daha sonrasında çok sayıda mülteci ve sığınmacıyı Türkiye’den alan İsveç’in insan hakları ve diğer kriterler açısından özellikle göçmenler tarafından da çokça tercih edilen ülkeler kategorisinde olduğunu belirtmekte fayda var.

Ülkenin batısında, Mälaren gölünün Baltık denizine açıldığı noktada yer alan Stockholm’e Amsterdam ve Venedik gibi yakıştırmalar hatta Kuzey’in Venediği’de dendiği oluyor.


Önce Gamla Stan isimli ada’da başlamış Stockholm’de yerleşim. Daha sonra Djurgarden, Normalm ve  Sodermalm gibi adalarda devam etmiş ve bu yerleşimler yayıldıkça yayılmış… Tüm bu adaları gezdik ve sizlere özetlemeye çalıştık.

Havası gayet serin. Çok sıcak bir Ağustos ayında bile akşam serin oldu ve üstümüze bir hırka almak zorunda kaldık. Her zamanki şans meleğimiz ile Yağmur’a da yakalandık ama Londra’dan çok alışık olduğumuzdan sorun olmadı.

Ülke’ de ve şehirde su sorunu olmadığından ve kaynaklara iyi bakıldığından çok yeşil bir ülke ve şehir. Parklar ve yürüme alanlarında çok fazla yeşil alan dikkati çekiyor. Uçaktan gelirken biz şehrin ana havalimanı dışındaki Skavska havalimanına indik ve ben açıkçası göl üstüne ya da yeşil bir çimenlik alana iniş yapacağımızı düşündüm. Muhteşem bir görüntü idi.

Ülke’ de özel okul yok. Devlet eğitimi son derece yüksek. Her türlü eğitim ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Ortalama biz memur 2500 Euro’dan az kazanmıyor. Hala Euro’yu kullanmıyorlar ve SEK yani Kuron sistemine bağlılar. Dilleri Hollanda dili Dutch kökeninden. Tüm İsveçlilerin muazzam İngilizce konuştuğunu söylemeye gerek yok.

Stockholm’e çoğu tarifeli sefer Arlanda havalimanından uçuyor. Buradan şehre inmek için otobüs, tren ve taksi. Taksi çok pahalı. Tren 20 dakika. Otobüs ise 40 dakika. Skavska havalimanı ise uzak 1 saat 15 dakika ve otobüs tek seçenek. Bu havalimanı genelde ucuz havayolları tarafından kullanılıyor.

Şehir içinde ise Stockholm kart almak avantajlı. Ucuz değil ancak müzelere de ücretsiz giriş sağlıyor. Kalacağınız gün ile paralel alternatifleri hesaplamanızı öneririz. Bu tarz çözümler, çok gezen, her müzeyi tavaf eden bizler için anlamlı. Ancak keyif için gitmiş kendini yormayanlar için gereksiz.


Yemek konusunda gittiğimiz restoranları da ileride belirteceğiz. Ancak İsveç’in belirli bir mutfak kültürü yok. Deniz ürünleri, kendilerine has köfteleri ve kaliteli yaptıklarını düşündüğüm kahveleri ön plana çıkıyor. Değişik tatları harmanladıkları enteresan restoranları ve önerilerimizi ileride bulacaksınız.

Su kalitesinin tüm yemek ve içeceklerin kalitesini direk olarak arttırdığını düşünürseniz, Ülkenin temiz olması yemeklerine de yansıyor diyebiliriz. İsveç köftesinin ismi Köttbullar. Et ve balıktan oluşan mönüler çok yaygın. Bunun adı ise husmanskot.


Ben işimi bitiriyorum ve Şehrin eski bölümünde yani Gamla Stan kısmında Sedef’i yakalıyorum. Burada küçük barlar, restoranlar ve akıl almaz sayıda hediyelik eşya dükkanı karşımıza çıkıyor. Bazı restoranların masaları sokaklarda ve ben hemen bir tanesine oturup Midye ve Bira keyfi yapmaya başlıyorum.

Nobel Müzesi’nin bulunduğu bölgeye yakın Stortorget Meydanında gezmenizi ve kahve evlerinde sıcak çikolata denemenizi öneririm. Kaffekoppen ve Chokladkoppen bunlardan en önemlileri.

Tabii ki bizim oturup sohbet etmemiz genelde bir sonraki saat nereye gideceğimiz ve ne yapacağımızın planlaması şeklinde geçiyor. Bu bölgeden tekne turları da bulunuyor. Diğer adaları gezmek için kiralayabiliyor ya da klasik tur teknelerine binebiliyorsunuz. Biz de diğer günlerde tekne turuna binip hop on / off şeklinde müze olan adaları görme fırsatı bulduk.

Şehrin ana merkez noktası T-Centralen. Burası tren ve metro istasyonlarının babası diyebiliriz. Buranın kuzey kısmında kalıyor Gamla Stan. Sergels Torg meydanı genelde müzisyenlerin olduğu ve güzel keyifli bir bölge.

Hediyelik eşya dükkanları ise genelde Gamla Stan’a doğru açılan güneydeki Drottninggatan caddesinde. Bu caddede bir çok hediyelik eşya ‘ya rastlayabilirsiniz. Viking kılıçları ve kaskları eğer küçük erkek çocuğunuz varsa almadan geçemeyeceğiniz kadar güzel. Kız çocukları için ise harika klasik İsveç kıyafetleri ve el yapımı bebekler seçebilirsiniz.

Tyska Kyrkan  kilisesi, Vasterlanggatan ve Stora Nygatan sokakları hediyelik eşyalar ve keyifli bir zaman geçirmek için ideal.

Adanın sol uç kısmında bulunan Mölardrottningen bölgesinde gün batımını izlemek ve denizin üzerinde bulunan kafelerde birşeyler içmek son derece keyifli… Gece olduktan sonra ise önerimiz Drottningatan caddesi ya da Sveavagen caddesi… Burada eğlence, restoran ve barlar oldukça fazla.

Biz aynı zamanda bir çok web sitesinden, rehber kitaptan bazı tavsiyelerde aldık. Ancak bazılarını zaman yetmediğinden gerçekleştirmedik. Bu önerilerimizden bazılar ise :

  • Gece Stockhol’ü izlemek için Slussen bölgesindeki Katarinahissen. Burası bir kule ve girişi 5 SEK.
  • Kulenin altındaki Sushi restoranı Sandai-me Kato önerilenler arasında ve uygun fiyatlı.
  • Ayrıca soğuk iklim kıyafetleri giyip buzdan yapılmış ICE BAR’ı deneyimleyebilirsiniz. Burası Vasaplan’da Nordic Sea Hotel içerisinde bulunuyor. Girişi 150 SEK ve rezervasyon şart.

Havası her zaman puslu gibi olsa da ben bu tarz şehirlerin çok daha sıcak ve boğucu şehirlere nazaran daha çekici olduğunu düşünüyorum. Sizi ısınmaya, bir şeyler içmeye, hem kalabalık mekanlarda bulunmaya teşvk ediyor. Sevdiğinize sarılarak yürümek, beraber sıcak bir içeceği paylaşmak soğuk şehirlerde daha keyifli…

Ren geyiği pelüş oyuncakları, mutfak örtüleri ve biblolar diğer göze çarpanlar. Ben ayrıca maket gemiler ve modeller de gördüm ve el işçiliklerinin kalitesine inanamadım. Dingin ve rahat yaşam, güzel emeklilik insanların yaratıcılıklarına ve el becerilerindeki kaliteye de yansımış.

Burada ben gene yöresel tatları denemeden geçmiyorum. Pepperkaka buranın baharatlı keklerine verilen isim. İçinde biber var ama sizin fark etmeniz zor. Ayrıca tarçınlı keklerin de kokusu girdiğimiz pastaneden burnumuzda çıkıyoruz. Zencefil’de çok kullanılan malzemelerden biri.

Riddarholmen nam-ı diğer soylular adasını da gezmenizi öneriyoruz. 1.270 yılında yapılan Fransisken Manastırı  burada bulunuyor. Ayrıca İsveç kralı ve Stockholm’ün kurucusu kralları  Birger Jarl heykeli de gene bu alanda. .

Grand Hotel gene gezmeniz gerektiğini düşündüğümüz yerlerden biri. Buraya varmak için Gamla Stan’dan Royal Palace önünde geçerek gelmeniz ve Strömbron köprüsünden önüne varmanız mümkün. Otel harika.

Bir kere içerisinde oturup çay içtik. Konaklama için ise gecelik 300-400 Euro gibi bir fiyatı gözden çıkarmanız gerekli. The Cadier Bar otelin içinde ve muhakak özel limonatalarını içmenizi öneririz.

Otelin önünden diğer adalara uğrayan bir kanal turu yapmanızı öneriyorum. Bizim maalesef gezdiğimiz zaman diliminde hava kötü idi. Ancak gene de keyif aldık. Bot turları için adres www.stromma.se

Skansen ve Vasa müzesinin olduğu Djurgarden adası en önemlisi. Burayı görmeden gelmeyin. Kanal turu için 30 dakikada bir tekne kalkıyor. Tur 55 dakika ve yaklaşık 150 SEK fiyatı var.

Stockholm Stads Bibliotek

Burası şehir kütüphanesi. Biz gittiğimiz ülkelerde severek gezdiğimiz önemli yerlerden biri olarak görüyoruz kütüphaneleri. 2 milyondan fazla kitap, 2.4 milyon kayıtlı bant ve CD’ye sahip bu kütüphanenin tasarımı, ışıklandırması ve kategorizasyonu bir harika.

Girişi ücretsiz. 2 kattan oluşan bu bina Odenplan bölgesinde. 100’den fazla dilde yayına ev sahipliği yapıyor. Sadece Pers dilinde 17 bin, Arapça’dan 16 bin ve İspanyolcadan 14 bin eser var.

Bu da kütüphanenin dışında mutlu bir biçimde çıkmış güzel eşim Sedef alttaki fotoğrafta… Bina göründüğünden daha büyük ve alımlı. Engelliler için bir çok teknik ulaşım imkanı, asansörler eklenmiş.

Kulturhause

Burası bizim gene çok beğendiğimiz bir konsept. Bir kültür evi. Klarabergsgatan caddesi üzerinden yürüdüğünüzde ününüze gelecek meydandaki, cam kaplı cepheye sahip bina.

4 katlı bu binada kütüphane, tiyatro, sinema salonu, çocuk oyun odası, restoran , bir çok broşür bulunduran bilgi ofisleri var. İçeride ışıklı panolardan şehir hakkında bilgi alabiliyorsunuz.

Tepesinde bulunan kafe ucuz. Buradan dışarıyı izleyebiliyorsunuz. Caddenin kesikştiği noktada bulunan bu bina hem turistler hem de şehirde neler var yok öğrenmek isteyenler için birebir. Metro hemen altında bulunuyor. Dolayısı ile ulaşımı son derece kolay.  Aşağıdaki fotoğrafta caddenin ve meydanın görünümü nasıl görebilirsiniz.

Meydanın başka bir açıdan görüntüsü.

Bu meydanda ayrıca müzisyenlerde gösteriler yapıyorlar. Meydanın ortasında biz gittiğimizde gayet güzel bir mitin ve protesto gösterisi var idi. Yanlış olan şeylere karşı barışcıl gösterile her zaman için destekleniyor ve teşvik ediliyor. Sürekli olarak bu şekilde kendini rahatça ifade eden toplumlarda özgürlükler çok daha iyi şekilde sindiriliyor.

Stockholm’de bir diğer severek yaptığımız şey ise adaları bağlayan köprüler ve kanallarda gezmek.

Biz gittiğimizde hava güzel olduğundan küçük kanoları ile bir yerden bir yere ulaşan insanlar gördük. Hem spor hem ulaşım… Kimse kimsenin kayığını ve kanosunu çalarak risk almak istemeyecek kadar refah bir yaşantının olması suç oranlarını da çok ciddi şekilde aşağı çekiyor.

Stadshuset

Belediye binası olan bu bina Nobel ödüllerinin verildiği salona’da ev sahipliği yapıyor. Biz gittiğimizde bir çok nikah töreni de olduğundan güzel ve keyifli idi.

Hava kapalı ama önündeki parkta oturup denizi izlemek son derece keyifli. 1.939 yılında New York fuarı için yapılan tahta at  SVEA , şehrin sembolü. Tam avlu’nun ortasında duruyor.


Şehir binası Kungsholmen adasının güney ucunda ve Riddarholmen ve Södermalm adalarına bakmakta. Binada bir çok ofis var. Biz buradaki tura katıldık ve binayı detaylıca gezdik. Hatta gezerken Türkçe broşürde bulunması bizi şaşırttı. İçerisinde ayrıca lüks restoran olan Stadshuskällaren da bulunmakta. Nobel ödülleri içerisindeki Salon’da verilmekte.

Bu binada bulunan ve aşağıda da fotoğraflarını görebileceğiniz , Mavi Salon (The Blue Hall) ve Altın Salon’u (The Golden Hall) gezmeden dönmeyiniz.

Stockholm’de müzeler 18 yaşına kadar ücretsiz. Normal fiyatlar 65 SEK civarında.

Parlamento binasında ise her belediye meclis üyesinin isimleri masasında. En az 4-5 adet Türk asıllı meclis üyesi ismi görmek bizim içinde güzel bir sürpriz oldu.

Östermalm Saluhall

Biz ne zaman bir şehre gitsek oranın yerel pazarlarını muhakkak gezeriz. Madrid’de Mercado San Miguel, Istanbul’da balık pazarları ya da Londra’da Borough Market… Burada gerçek tatlara ve güzelliklere ulaşabilirsiniz. Stockholm’ün kapalı pazarlarının ismi Saluhall.

Östermalm Saluhall ise hem tarzı hem de seçenekleri ile olağan üstü. Hem alışveriş yapabilir, hem ayak üstü atıştırabilir, ya da her şey bir yana diyerek oturup bir şişe şarap ile tüm balık ürünlerini deneyeceğiniz mükellef bir öğlen yemeği yiyebilirsiniz.

1ç880’lerden kalma bu tuğladan bina Östermalm meydanında. Çok geniş bir holü geçince tüm standlara ve dükkanlara ulaşabiliyorsunuz. Taze meyveler, balıklar, sebzeler, etler, peynirler… Aklınıza ne gelirse var.

Sadece gezmek ve koklamak bile çok keyifli. Farklı ürünleri incelemek, öğrenmek, tatmak her zaman seyahatteki en büyük keyiflerimizden…

Herkesin ve kitaplarında önerdiği Lisa Elmqvist isimli restorana biz de Özge ve arkadaşları ile oturuyoruz. Biraz yemek ve sohbet dinlenme sağlıyor. Ben hanımlardan ayrılıp fotoğraf çekmeye gidiyorum.

Saluhall hafta içi 9:30-18:00 arası açık. Haftasonu ise Cumartesi 16:00’da kapanıyor ve Pazar dinleniyor. En yakın metro ise Östermalmstorg yani kırmızı hat. Kaçırmanızı kesinlikle önermiyoruz.

Yemek demişken sizlere İsveç’te deneyimlediğimiz ve güzel restoran önerilerimizi de verelim.

  • Ünlü İsveçli şefler Marcus Samuelsson, Mathias Dahlgren, Melker Andersson. İsveç mutfağını Fransız, İtalyan ve Asya mutfakları ile birleştirip yeni tadlar deniyorlar. Bu nedenle İsveç onemli bir gastronomi sehri olma yolunda ilerliyor.
  • Grand Hotel’den zaten yazımızda bahsediyoruz. Ancak 1.874 yılında açılmış olduğunu belirtelim içerisinde ayrıca Matthias Dahlgren’in sahip olduğu bir restoranda var.

Diğer Restoran Önerilerimiz:

  • Den Gyldene Freden 1.722’den beri ayakta olan bir klasik. Mönüsü İsveç yemekleri ile öne çıkıyor.
  • Prinsen 1.897’den beri İsveöli ressam ve yazarların buluşma yeri olan restoran. Deniz ürünleri ve balık ağırlıklı eklektrik.
  • Pontus ise, şefi Pontus Frithiof’a ait. 3 Ana bölümnden oluşan restoran çok popüler. İstiridye barını gurmeler için tavsiye ediyoruz.

Cafe ve Atıştırmalık:

  • Sturehof ise medya, moda ve iş dünyası tarafından tercih edilen bir brassierre.  Haftasonu içki almaya gidebilrisiniz.
  • Sturekatten gene çok eskilerden yani 1.740 yılından kalma bir kafe ve şehrin en eskisi. İsmi yemee düşkün bir kedi olan Strure’den alıyor. Kedi’nin portresi merdivenlerde asılı. Tatlıları muazzam.

Östermalm Bölgesi

Türk elçiliğinin de yeşiller içerisinde residansının bulunduğu bu bölge, yerleşimin olduğu keyifli bir bölge. Bu bölgeyi blogger aradaşımız Özge, ben ve Sedef geziyoruz.

Gezimize kapalı pazarda yediğimiz harika yemeklerden sonra başlıyoruz. Yerseniz yakmanız, yakmak için yürümeniz gerek…. Bu bölge şık bir bölge.

Ünlü markalar ve değişik moda tasarımcılarının gerek yaşadığı gerekse dükkanlarının olduğu bölge olan Östermalm’da Biblioteksgatan caddesini gezmenizi öneririz.

Bunun dışında  Riddargatan, Humlegardsgatan, ve Turegatan caddeleri önemli ve gezilmesi gereken yerler.

Stureplan meydanına yakın sokaklarından Strandvägen ve Nybroviken’de tasarımcıların dükkanları bulunmakta.

Östermalm’e köprü ile bağlı olan Skeppsholmen, ise müzelerin en yoğun olduğu ada. Mimari müze, Tasarım ve modern sanatlar müzeleri burada bulunmakta.




Bölge çok sessiz ve dolşaması keyifli. Sokaklar temiz. Bazı dükkanlardan hafif klasik ve farklı müzik sesleri geliyor. İsveç’te video ve CD çok pahalı. Sanat objeleri de bu Sanatçılara ve sanata verilen saygı, telif ve haklardan dolayı. İkinci el gittiğim bir DVD dükkanında bile tüm DVD’ler orjinal ve kayıtlı idi.


Södermalm Bölgesi

Bu bölge Gamla Stan adasının güneyinden başlar. Diğer adalara köprü ile bağlı. Burası nüfus açısından yoğun bir ada. Kafe ve restoranları da bol olan önemli bir mekan.

Eğer bu bölgede konaklayacaksınız bir çok noktaya yakın olacağınızı garanti ederim. Yakın mekanlardan bazıları, SoFO bölgesi, Oyuncak müzesi ve Biblioteksgatan Caddesinde bulunan tasarımcılar…

Eski vintage eşyalar seviyorsanız ise sokak tercihiniz Götgatan caddesi civarı olmalı. Dergiler, objeler ve bir çok enteresan şey burada. Slussen ve batısındaki Hornsgatan caddesinde daha fazla elişi ve sanat ürününe rastlayabileceğiniz galeriler mevcut. Hatta Mariatorget ve Zinkensdamm caddeleri üzerinde bir çok eski kıyafet satan dükkanlara rastlayabilirsiniz.

Öğle yemeği için ise SOFO’da bir çok alternatif mevcut. Nytorget çok popüler bir lokasyon. Daha önce bahsettiğimiz schnapps ya da eski şekilde yapılan Absolut votka denemek isterseniz Gongolen isimli mekana gitmenizi öneririz. 


Biz ayrıca adalarda yaptığımız turlarda kraliyet kayıklarının sergilendiği küçük bir müzeyi’de gezme imkanı bulduk. Deniz ulaşımı yıllardır İsveç’liler için çok önemli. Hala korudukları tekneleri görmek son derece keyifli idi.


SKANSEN

Stockholm’ün en çok ziyaret edilen iki müzesi Vasa ve Skansen. Biz yağmurdan sonraki kuyruk nedeni ile Vasa’ya giremedik. Ancak bu eski gemi’yi kaçırdığıma üzülsem de, eğer Skansen’i göremeseydim benim için daha üzücü olurdu. Doğa ve eski yaşama merakımdan dolayı burası benim en beğendiğim alanlardan biri. 

Vasa müzesinde 1600’lerden kalan Vasa gemisi sergilenmekte. Çok kuvvetlü ve dayanıklı denilen Vasa gemisinin limandan ayrıldıktan kısa bir süre sonra batması büyük bir yıkım oluyor.


300 yıl su altında kalıyor ve 1980’lerde çıkartılıyor. Soğuk Su’dan dolayı korunan gemi restore ediliyor. Bu gemi ve Skansen parkı da Djurgarden adasında. 


Bu park aslında çok enteresan. Burada resmen bir etnoğrafya müzesi kurulmuş. Kendinizi bir anda 1.600’lü yıllarda Truman Show’da hissedebilirsiniz. Bir anda köy yaşantısı, o zamanda yapılan ekmekler, posta ofisleri, eski dükkanlar ve el sanatçılarına rastlıyorsunuz.


O zamandan kalmış gibi bir yaşantıya alışıyorsunuz. Her yerde çeşitli hayvanlar, tahtalardan yapılmış ağıllar, süt sağan insanlar, el işçiliği ile üretim yapanlar. Yöresel kıyafetleri giymeleri de cabası. Yağmurlu bir günde dolaşmamıza rağmen oldukça keyif aldık.

Temiz hava ve hafif tepelik bir alanda bulunması ise ciğerlerimizi açtı. Bizim gibi yeşile hasret büyük şehirlerde gerçekten önemli bir kaçış noktası olduğundan değerlendirmenizi öneririm. Skansen’in web sitesi :  http://www.skansen.se/en/kategori/english

SKANSEN PARKI ve FOTOĞRAFLAR










Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir