South Downs Way 50

| Haziran 12, 2014 | 1 Yorum

South Downs Way İngiltere’nin en önemli uzun mesafe yürüyüş ve bisiklete biniş parkurlarından biri. İngiltere ve İskoçya’da bunun gibi bir çok rota var. Hadrian Duvarı yolu, North Downs Way, Peak District, Galler,  Lake District Yürüyüş rotaları, Thames Path bunlardan bazıları. Bu rotalar tamamen işaretli ve bu rotalar için hem yazılım hem de fiziki harita satın alabiliyorsunuz.

Ben ilk SDW yürüyüşümü geçen sene 2013 Haziran 15’te gerçekleştirdim. Maalesef o zamanki şartlar gereği az antrenman, gündemin yarattığı zamansızlık nedeni ile iyi hazırlanmadan 100 mil yarışına girdim. 30 saat gibi benim için zor sayılabilecek bir zaman sınırı olduğundan dolayı maalesef 123.kmde 22 saat 45 dakika sonra yarışı bıraktım. Dizimde oluşan ödem ana faktör idi. Daha önce hiç yarış bırakmadığımdan benim için iyi bir ders oldu.

Bu sene ise İznik Ultra öncesi SDW50 yani 81km’lik parkura katıldım. Uzun süredir beraber koştuğum John Wilkins de ilk ultra maratonu için ikna ettim. İznik öncesi iyi bir antrenman olacağı belli idi. Gün normal başlayacak sonuna doğru sağanak yağmura dönecekti. Hazırlıklı idik.

Centurion Running firması her sene NDW50, SDW50, NDW100, SDW100, ThamesPath 100, Winter100 gibi yarışlar düzenliyor. Her yarışa yaklaşık 250 ile 500 kişi katılıyor. Bitince güzel bir teknik Tshirt ve madalya alıyorsunuz. 50 mil yarışları 65 sterlin, 100 Mil yarışları 120 Sterlin. Çok ucuz değil ama organizasyon ev gönüllülerden oluşan yarışın kalitesi yüksek.

Yarış genelde çok tepelik bir bölgesi olmayan İngiltere’nin güney bölgesinde geçiyor. Bu rota sizi deniz kıyısındaki Eastbourne kasabasındaki atletizm parkurunda bitiş imkanı veriyor. Atletizm parkurunda bitirmek benim İngiltere2de iki kere deneyimlediğim eğlenceli bir konsept.

Parkur yükselti grafiği ise genelde hep kısa mesafe iniş ve çıkışlar ile dolu bazen 100 baze 500 bazense 200 metre irtifa aldığınız küçük ama yoğun tepecikler… Bu in çıklar çok fazla olunca psikolojik olarak da insanı yorabiliyor.  SDW50nin UTMB ye 2 puan verdiğini belirtmek isterim.

Parkur ise boggy dediğimiz süngerimsi ıslak çimen, toprak, nadiren şehir içi en fazla 50metrelik asfalt geçişleri olmak üzere %90 oranında patika. Bazen tebeşire benzeyen kaygan zemin oluyor ki SDW parkuru bu konudan en teknik yerlerden biri. Burda daha önce koşmadıysanız düşmeniz garanti çünkü bu zemin genelde ıslandığında çorap ile zeytinyağı dökülmüş mermerde koşma ile aynı mantığı içeriyor 🙂

Dediğim gibi kontrol noktalarında müzik yapan aileler, eğlenceli çocuklar, jelibon, bisküvi, jel, kola, çay, kahve , su ve soda var… Genellikle yeterli.

Uzun etaplarda çorba istesem de bulamadığım tek yer İngiltere bu konuda Fransızlar maalesef dünyadaki en iyi kontrol noktası hazırlayan ülkelerin başında geliyor.

Start’ı alırken daha önce SDW100 sırasında bana yardımcı olan bir iki kişiyi görüyorum. Zorunlu malzeme kontrolü ve yarış sonu geri alacağımız drop bag kontrolünden sonra sabahın köründe bizi yarış alanına bırakan John’un eşi ayrılıyor. Portatif tuvaletlerde rahatladıktan sonra startı bekliyoruz. Genelde her yarışta daha az malzeme taşıyorum. Bu yarışta tek lüksüm katlanır Sinano batonlarım. RAIDLIGHT Ultra Light Ceketimi ise ilk kez deneyeceğim.

Yarış hızlı başlıyor. Ben daha öncelerden artık alıştığımdan direk yavaşlıyorum. Eğer yarış 50km üzerinde ise ve hızlıca dar bir patikaya girilmeyecekse abanmanın alemi yok. İznik yarışında ilk 4. kmde tepeye çıkmaya başlamadan önce 41. Tepe bitince ilk kontrol noktasında 25. yarış bitince ise toplamda 15. idim. Negatif split’i becerebiliyorsanız ve vücudunuza alışıksanız acelenin alemi yok. Netekim 6.km’de bileğini burkmuş birinin geriye doğru yürüdüğünü gördüm ve üzüldüm…

Diğer bir konu beslenme. John’a sürekli su iç su iç diyerek hem kendim hem onu kontrol ettim. Dolayısı ile kramp ve dehidrasyon yaşamadık. amacımız 11 saat altında bitirmek idi. 10 saati bu hava ve az antrenman ile zorlayamayacağımızı sonuna doğru anladık ve zorlamadık.  Yarışta özellikle müzik dinleyebileceğiniz ve keyifli bir yarış. Ben genelde dinlemesem de rüzgarı bol açık alanlı bir yarış olduğundan yalnız kalınca ihtiyacınız olabiliyor.

Kontrol noktaları GPS ve km hesabına göre tam olduğu noktada. Manuel bir kontrol var. Çip yok. Yarış numaranız kapıdan 50m önce bağırılıyor. İki kişi ise elle yazıyorlar. Sonra PCye giriyorlar ve hemen yüklüyorlar. İznik yarışından veya UTMB’den sonra daha ilkel diye düşünseniz de gecikmeli olarak iyi ve hatasız işliyor. İleride çip sistemine geçeceklerine eminim.

Bu yarışta John’un bana kıskançlıkla baktığı konulardan biri neredeyse artık uzman hale geldiğim baton konusu. Çıkışlarda en az 10 kişiyi her seferinde geçmem ama inişlerde hafif İngilizlere geçilmem tamamen yarış boyunca konumuz idi. İniş tekniği sürekli olarak gelişiyor ve çok daha korkusuz ve başarılı olsam da çıkışta quad ve bacaklarımın farkını hissettirmek hoşuma gidiyor. Bir nevi patikaların Marco Olmo ‘su ya da yolların Marco Pantani’si bana ilham veriyor diyebilirim 🙂

Yarış boyunca yaşadığım gene tecrübe kazandığım konulardan biri hava tahmini. Bulutlar ve rüzgarı anlamak bunları da zamanla öğreniyorsunuz. Hava güzel ve normal iken, 5 kişi bir arada koşuya devam eden herkesi durdurup, ‘giyinin’ diye onlara emir verip arkasından 45 saniye sonra dünyada yakalanabilecekleri en ağır sağanak yağmura goretexleri giydikten 10 saniye sonra yakalanınca yarış sonuna kadar peşimizden ayrılmadılar 🙂 Bu kritik doğru zamanda giyinip soyunmazsanız kesinlikle hasta olmanız garanti. Yarışta naneyi kaptınız mı eğer finişe daha çok varsa ayvayı yediniz demektir. Bunun için doğru zamanda giyinmek kritik.


Finiş’te her zaman olduğu gibi küçük Türk bayrağım ile finişe John ile beraber girdik. Madalyamızı aldık ve fotolarımızı çektirdik. Fotoları daha sonra beraber paylaşıp online satın aldık. Nasılsa çoğunda yan yanaydık.

Yarışta aklımda kalan en önemli konulardan diğer tüm yarışta ilk defa ok kopmadan baştan sonra biri ile girmek oldu. John düzlüklerde bana güç ve koşma azmi verdi. 60 yaşının üstünde ve koşuya geç başlayan birinin bu kadar dirençli olması muhteşem. Aynı şekilde doğru beslenme, malzeme, yokuşta sürükleme ve teknik inişlerde John’a destek olabildiğim kadar oldum.


Tam 10 saat 45 dakika civarı yarışı bitirdik. Atletizm pistindeki tur en keyiflisi idi. Son 2km karanlığa yaklaşırken koştuk. Bitince T-Shirtümüzü aldık. Acılı bir makarna içimizi ısıttı. Giyindik ve kirlilerimizi torbaya doldurduk. John’un bir arkadaşı saolsun bizi o sırada ordan aldı ve 2 saatlik yolculuk sonrası evimize kadar bıraktı. Buz banyosu, güzel yemek ve dinlenme sonra tam 10 gün sonra İznik  Ultra Maratonu 80km parkurunda belki de bu antrenman yüzünden 09:55 gibi en iyi derecemi yaptım.

Diğer ultra maraton yarışlarımı ve yarış raporlarımı okumak isterseniz tıklayınız.



Etiketler: , , , , , , , , ,

Yorumlar (1)

Trackback URL | RSS Feed Yorumları

  1. soner sarıhan dedi ki:

    Çok güzel bir yazı ve fotoğraflar.
    Açıkçası herhangi bir yarış raporunu, konuyu okuyup
    bitirdikten sonra, konunun sonundaki seçki arasında
    görünen daha önce okuduğum bazı konuları da tekrar okuyorum. 🙂
    Bağımlılık yapıyorsun Emre.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir