Peak District

| Mart 6, 2013 | Yorum yapılmamış

Geçtiğimiz haftalarda İngiltere’nin en güzel doğal parklarından biri olan Peak District’te koşma imkanı buldum. Transgrancanaria yarışı öncesi iki günde yaklaşık 60km antreman yapma fırsatı bulduğum bu harikulade tepelerde muhteşem bir hafta sonu geçirdim. Ev sahibim ise İngiltere’ye geldiğimde ilk tanıştığım arkadaşım Matt Green ve kız arkadaşı Ellie West idi.

To read our story in English, please refer to Matt’s blog

Ben gelmeden önce Ellie ve Matt haritaları çalışmışlar ve bayağı tepelik rotaları çıkarmışlardı. Amacımız hem bazı yeni ürünleri denemek, antreman yapmak ve GoPro kameram ile test yapmak idi. Harika patikalar ve tepeler ile dolu bu rotalar bize gerçekten çok fazla tırmanış imkanı ve sağlam bir antreman şansı tanıdı.

Matt and Ellie… Last hugs before we depart…

Önce rotamız turistik bir alan da olan Mam Tor tepesi idi. Burası Peak district bölgesindeki en yüksek yerlerden biri. Daha sonra rota bizi Grindsbrook Clough’a yani vadinin diğer arka tarafına doğru yönlendirdi. Buraya çıkmak için Winnats Pass araba parkının yanından koşumuza başladık.

Gene ultramaratonların düzenlendiği Pennine Way yolunu takip ederek Jacob’s ladder isimli muhteşem basamakların olduğu lokasyona ulaştık.

Hava’nın olağanüstü açık olması inanılmaz idi. Ancak 2 derece olduğundan güzel havaya aldandım ve şort giydim. Malzemem sınırlı idi. Üstüm kalın olduğundan gündüz çok üşümedim ama hava kararmaya başladıktan sonra bacaklar nar gibi kızardı.

Rotalar çok keyifli ve özellikle manzara açısından muhteşem idi. İlk bölümlerde zaman kazanmak için hızlı hareket ettik. Brown Knoll tepesine çıkmayı düşündük ancak rotamızı biraz değiştirdik. Bradwell ana evimizin olduğu kasaba idi ve oraya çok büyük bir sekiz işareti çizerek tepelerden gitmek amacımız idi.

Yer yer spongy dediğimiz süngerimsi ıslak alanlardan geçtik, ayakkabılarımız ıslandı. İlk gün Salomon S-Lab FellCross 1 kullandım ve gayet memnun kaldım. Neden İngiltere tepeleri için yapıldığını gayet net belli ediyordu.

Şelale ve küçük gölet geçişlerinde yüzümüzü yıkadık ve ağzımızı çalkaladık. Buralarda çok fazla koyun otlatıldığından dolayı su içmemeye özen gösterdik.

Bizimle beraber çok fazla kişi havanın muhteşem oluşunu değerlendirip gezintiye çıkmışlardı. Yürüyüş yaparlarken durup yemeklerini yediler dinlendiler. Ben hem antreman hem de ultra trail konseptine uygun hızı yürüyüp çıkarak dinlenmemi tepenin zirvesinde kısa soluklanma şeklinde gerçekleştirdim. Tepelerin üstünde bazen çok güzel düzlükler var ve buralarda harika manzaralar eşliğinde koşuyorsunuz. Bu anlamda açık havada burada koşmak sizi çok mutlu edecektir.

Buralarda gezeceğiniz ve koşacağınız diğer şehirlerden biri ise Edale, bazıları için Fell running konseptinin baş lokasyonu. Buraya giderken Matt bir ara dalgınlıktan haritamızı düşürse de hatamızdan 500m sonra geri dönmeyi başardık.

Yanımızda rüzgar ve yağmurluk, enerji jelleri, kafa fenerleri, acil durum battaniyesi, ve su bulunuyordu. 2.5 litre gibi bir su ile tüm günü idare etmeyi başardık. Ben ve Matt’de Salomon S-Lab Advanced Skin 5 litre çantası kullaıyorduk. Matt Hagloffss Endo Jacket II ben ise yeni Ultralight Gram Comp Pull kullandım. Ayrıca rüzgarlığımda gene Hagloffs idi.

Bolca fotoğraf çekerek ilerliyoruz. Hope kasabasına yakın bir noktada kayalıkların üzerin çıkıp fotoğraf çektiriyoruz. Peak District kasabasına Sheffield üzerinden tren ile ulaşabiliyorsunuz. Biz Bradwell de kalıyoruz. Buraya en yakın tren istasyonu ise Hope Valley. Her zamanki gibi İngiltere’de her kasabaya tren ile ulaşım mümkün neredeyse.

Geçtiğimiz haftalarda yağan karların etkisini görmek mümkün. Yer yer karlar var güneş görmeyen tepe yüzlerinde tepelerin… Rüzgar montumuzu tepelerde hiç çıkarmıyoruz. Katlanır Sinano batonlarım çok hafif ve özellikle çok teknik olmayan bu koşularda taşımak için ideal.

Dev basamaklardan oluşan Jacob’s Ladder bölgesi ise gerçekten tepe antrenmanı yapmak için ideal. Burası Dragon’s Back isimli İngiltere’nin en zor yarışında da başlangıçta geçilen noktalardan biri.

Panoramik fotoğraflar özellikle koştuğumuz coğrafyayı çok net anlatıyor.

Matt her zamanki gibi daha cesaretli bir şekilde uçuruma yaklaşıp poz vermiş. Hava kararıyor ve eve dönüyoruz. Gece güzel ve doyurucu bir pub yemeği, üstüne keyiflice bir bira… Sonra derin bir uyku… Ertesi gün gene uzun bir koşu bizi bekliyor.

 İkinci Gün

Bugün daha kısa koşmak zorunda kalıyoruz. Nedeni hava berbat. Çok yağmurlu, rüzgarlı ve kaygan. Yaklaşık 21kmlik parkurumuzu 3.5 saatte tamamlayıp güzel bir öğlen yemeği alıyoruz.

Kaygan zeminde antrenman yapmak çok önemli. Orman içi patikalar, bol komik koyunların olduğu meralardan geçip kasabaları atlayıp tepelere çıkıyor ve iniyoruz. Bugünün en önemli olayı, inişlerde daha çok kendime güvenmem. Her antremanda iniş tekniklerim daha da iyi hale geliyor.

Matt ve Ellie ise doğa fotoğrafçılığı yapıyorlar. Firmalarının ismi Summit Fever Photography. Geçen sene gittikleri Everest ve Himalaya’lara bu sefer gene ve araba ile gidecekler. İngiltere’deki bir çok yarışı da kendileri profesyonelce fotoğraflıyorlar.

Peak benim için Londra’ya daha yakın. Bazı yerlerini ise neredeyse öğrendim gibi. Dolayısı ile elime bir harita alıp gene antreman yapmak için ideal. Umarım bir gün sizler de gelir ve buranın doğasını deneyimlersiniz.



Etiketler: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir