Madrid

Madrid mütevazi, vakur, bir o kadar da asil bir şehir. Daha gezimizi planlarken, uçak bileti aldığımız sırada hissetmeye başlamıştık Madrid‘in büyüsünü. Dört saat süren uçak yolculuğun ardından Madrid‘e varıyoruz. Otelimiz Gran Via caddesi üzerinde. Gran Via tiyatroları, mağazaları, otelleri ve güzel mimarisiyle Madrid‘in en önemli caddelerinden biri. Otele yerleştikten sonra sokağa atıyoruz kendimizi.

La latina bölgeinde bulunan Calle de Cava Baja sokağını bulup, birbirinden güzel tapas barlarına dalıyoruz. İlk girdiğimiz yer Casa Lucio isimli tapas’larıyla ünlü restoran. Eğer rezervasyonunuz yoksa er bulmak imkansız, bizim olmadığı için hemen çıkıp tam karşısında bulunan Casa Lucas isimli tapas bara giriyoruz. Hepsi birbirinden lezzetli tapas‘lar kızarmış, dilimlenmiş, baget ekmekler üzerinde servis ediliyor. Servis hızlı, fiyatlarda oldukça makul.

Yemeğimiz bittikten sonra Sol meydanına doğru yürüyüş yapıyoruz. Burası her daim kalabalık bir meydan, ara sokaklara dalıp Madrid‘i keşfe çıkıyoruz. Yolculuk, yürüyüş derken biraz yorulduğumuzu hissedip kendimizi San Gines isimli kafenin içinde buluyoruz.

San Gines eşittir sıcak çikolata…Ama ne çikolata, enfes. Madrid‘e gelip de burada sıcak çikolata içip yanında da churro denen bizim lokma tarzında yuvarlak halka şeklindeki yağda kızartılmış hamurları yemeden olmaz. Bu hamurları sıcak çikolatanın içine batırarak yiyorlar.

Bunca kaloriden sonra yürümeye devam. Plaza Mayor meydanına geliyoruz. Eskiden boğa güreşlerinin, idamların ve geçit törenlerinin yapıldığı güzel bir meydan burası. Etrafı kafelerle çevrili meydanın tam ortasında İspanya kralı Felipe’nin atlı heykeli bulunuyor. Pazar günleri burada pazar kuruluyor, dergiler kitaplar, eski paralar satılıyor.

Plaza Mayor’dan sonra istikamet Jose Ortega caddesi. Şık mağazaların, güzel restoranların bulunduğu bu cadde zengin Salamanca semtinde bulunuyor. Akşam üzerine doğru tekrar bir yorgunluk çökünce, otelimize dönmeye karar verip geceye kaldığımız yerden daha dinamik devam etmek istiyoruz. Henüz İspanya uçak bileti sorgulama aşamasında olanlar; İspanya‘da akşam yemekleri geç saatte yeniyor, aklınızda bulunsun.

Gece için dinlenip hazırlandıktan sonra Ramses isimli restorana gidiyoruz. Burası iki katlı bir yer. Philip Stark tasarımlı, modern bir restoran. Giriş katında bar ve informal bir restoran, üst katında ise şık bistro var. Biz bistroda yemeğe çıkıyoruz. Porsiyonlar yeterli, fiyatlar bu kategorideki bir yer için normal.

Yemekten sonra geceye devam etmek isteyenler bar kısmına geçip vakit geçirebilirler. Biz  Urban otel’in barına gidiyoruz. Glass bar. Son derece havalı ve modern bir bar. Kesinlikle tavsiye edilir. Vakit ilerliyor, artık otele dönme vakti geldiğini hissedip bardan ayrılıyoruz.

Sabah erkenden kalkıp Recoletos yolu üzerinde bulunan Gijon kafede kahvaltımızı ediyoruz.  Cafe Gijon Madrid‘in en eski kafelerinden biri. Özellikle haftasonları devemlı gelen müdavimleri var. İçeri girdiğinizde o eskiden kalma havayı hemen kokluyorsunuz, zamanının entellektüelleri, politikacıları, sanatçılarının buluşma yeri, duvarlarda güzel resimler asılı, dövme demirden sütunlarda ayrı bir hava katıyor bu güzel kafeye.

Recoletos yolu inanılmaz genişlikte. Kahvaltıdan sonra Plaza Colon’a yürüyoruz. Bu meydan Kristof Kolomb’a adanmış. Bu meydan dan sola dönerseniz Madrid‘in en renkli bölgelerinden birine geliyorsunuz. Chueca. Burası aynı zamanda artist ve sanatçıların yoğunlukla yaşadığı bohem bir bölge. Güzel butikler,evler, sanat galerileri, kafeler ve barlar var. Biz çok beğeniyoruz bu bölgeyi. Akşamlarıda eğlenmek için ideal. Burada muhteşem bir maket arabacıyı görüyorum. Adam bana bir Renault Fuego maketini hediye ediyor ve sevindiriyor.

Chueca’nın güzel sokaklarında kaybolup, gezindikten sonra metro ile Salamanca bölgesine gidiyoruz. Madrid‘de ulaşım son derece kolay ve rahat, bir çok yer yürüme mesafesinde biz zamandan kazanmak ve çok yürüdüğümüz için de ara sıra metroyu kullandık. Günlük metro biletleri iki kişi 10 euro ve sınırsız her yere gidebiliyor ve otobüsleri de kullanabiliyorsunuz. Madrid’e gelirken uçak bilet fiyatları ucuz olduğu dönemlere denk geldiyseniz, tüm Madrid gezisi boyunca ulaşım sizin için hiç problem olmayacak.

Salamanca’nın güzel sokaklarında, şık giyimli insanlara rastlaya bilirsiniz, sonra tekrar metroya binip La latina bölgesine geliyoruz. Latina akşamları, özellikle maç akşamları hınca hınç dolu bi o kadar da keyifli bir yer. Yer bulmanız için erken gelip herhangi bir tapas barda yerinizi garantilemeniz şart. Öğlen burada bir şeyler atıştırıp, tekrar yürümeye başlıyoruz.

Karşımızda Mercado St Miguel…İnanılmaz bir kapalı pazar yeri… Yapımı yaklaşık yüz sene önceye dayanıyor, içeri girmeden önce dışarıdan buraya vuruluyorsunuz. Karnımız tok olmasına rağmen burada bir şeyler atıştırmak için içeri giriyoruz ama nafile. Cumartesi tıklım tıklım dolu. Sadece içeri gezmekle yetinip çıkıyoruz. Neler mi var…İstiridyeler, çeşit çeşit tapas‘lar, peynirler, zeytinler,şaraplar. Kısacası enfes bir yer. Madrid’e gelirseniz kesinlikle kaçırmamanız gereken bir yer.

Dışarı çıkıp Sol meydanına dogru yürüyoruz, hedefimiz Lhardy isimli kafe,restoran. Lhardy yüz seneyi aşkın bir zamandır ayakta duruyor.Kahveleri ve kurabiyeleri güzel, özellikle bademli kurabiyeleri. Bu güzel kafede karşılaşacağınız tek problem oturma yerinin olmaması. Yorgunsanız çok zor, hemen ayakta yiyip içip çıkmak durumundasınız ama değer Lhardy bir Madrid klasiği tavsiye edilir.

Tatlılarıda yedikten sonra kaldığımız yerden devam. Kendimizi Santa Ana meydanında buluyoruz. Hava soğuk ama güneşli, açık havada birasını, şarabını alan bu güzel meydanda oturuyor. Santa Ana meydanında biraz dinlenmeye karar veriyoruz.

Vakit ilerliyor, kapanmadan Prado müzesinin yolunu tutuyoruz.

Prado müzesi Madrid‘e gelmek için başlı başına bir neden. Goya, Velazquez, Picasso, Dali, El Greco… Hayranlıkla  seyrediyorsunuz. Turumuz bittiktan sonra müzenin yanında bulunan Ritz oteline çay içmeye gidiyoruz. Ritz bir klasik, bütün görkemiyle bizi karşılıyor.Dilerseniz burda “afternoon tea” dedikleri çay saati mönüsünü alabilirsiniz.

Çaylarımızı içtikten sonra otelimize dönüyoruz. Akşam yemek için Sula isimli restoranda rezervasyonumuz var. Salamanca’da bulunan Sula son derece havalı bir yer, yemeğe gelenlerden de görebilirsiniz. Yemekten sonra Salamanca’nın sokaklarında gezinip otele dönüyoruz.

Pazar sabah kahvaltımızı yapıp, Madrid‘in meşhur bit pazarı olan El Rastroya gidiyoruz. Ana pazar yerinden çok Alta ve Baja sokaklarında bulunan vintage ve antikacılar ilgimizi çekiyor.

Pazar yerinden sonra Reina Sofia müzesine gidiyoruz. Kesinlikle görülmesi gerekilen bir müze Picasso’nun en önemli resimlerinden Le Guernica burada bulunuyor.

Ögle yemeği için renkli Chueca bölgesinde bulunan Cafe Oliver’a gidiyoruz. Hafif bir şeyler yedikten sonra  metro ile Plaza Espana. Meydan modern binalarla çevirili. Ortada dev bir dikilitaş ve Cervantes heykeli var. Plaza Espana’nın çok yakının da bulunan kraliyet sarayı olan Palacio Real’i görmeye gidiyoruz. Saray bugün için sadece resmi törenler için kullanılıyor. Sarayın karşısında bulunan Plaza Orient Madrid‘in en güzel meydanı.

Bu meydanda bir çok geçmiş kralın heykelini görebilirsiniz. Meydanın ortasında Felipe’nin heykeli buluyor.Heykelin Velazquez’in çizimlerine dayanılarak yapıldığı söyleniyor. Buraya kadar gelmişken Kafe Orient’e ugrayıp kahve içmeden dönmek olmaz. Biz de oturup bu güzel meydanın tadını çıkarıyoruz.

Akşam yemeği için Mercado St Miguel’e gidiyoruz. Aklımızda kalan,görüntüsü kadar lezzetide yerinde olsa tapas‘lardan yemeği başarıyoruz. Yemekten sonra kısa bir yürüyüş ve otelimize dönüyoruz.

Son günümüzde kafeler, buzdolabımız için magnet ve bayrak koleksiyonum için bayrak alma, super marketten Jamon Serrano ev çeşitli peynirleri alarak geçiştiriyoruz. Uçak biletleri elimizde, havalimanına her zamanki gibi erken gidiyoruz ve uçağımıza konsantre oluyoruz 🙂

Eve dönmek güzel ama anılar hepsinden güzel… Bizi okumak daha da güzel olmalı ? 🙂 Sevgiler… Emre-Sedef

Paylaş

“Madrid” üzerine 11 yorum

  1. Ben de zamanında İspanya’ya gitmiştim.Madrid,Toledo,Segovia,Barcelona,Girona,Figueres ve Montserrat şehirlerini gezdim.Bunlar arasında en beğendiğim Toledo oldu ama ondan sonra en sevdiğim şehir ise Madrid oldu.Şehrin mimari yapısı çok güzel hele Plaza Mayor’un olduğu semt eski binalarla dolu çok beğenmiştim.Sizin gezi yazınızı da keyifle okudum.

  2. Bravo harika bir gezi yazısı, her yerin resmini usanmadan koymuşsunuz, çok yardımı oldu. teşekkürler emeğiniz için.

  3. Sevgili emre-sedef yazınıza bayıldım 31 mayısta ets turla madrid-barselonaya gidiyorum. Fakat yanımda arkadaş yok yalnız gidiyorum.
    Umarım sıkılmam. Şimdiden araştırıyorum. Nerelere gidebirilirim diye,
    İngilizcem yeterli olur mu bilemiyorum. Biraz çekiniyorum. Bana gideceğim yerler konusunda yardımcı olur musunuz ?.
    Nelere dikkat etmem gerekir. fotyoğraf makinesi almak istiyorum. Orda fiyatlar türkiyeye göre nasıldır. Yzınız harika olmuş bu arada.

  4. Madrid’e 3 gidişimdi, ama yazını okuyunca aslında ne kadar çok yeri görmeden geldiğimiz anladım. Bir dahaki sefere geziyorum.net okumadan tatile çıkmak yok 🙂

  5. Canlar, cok guzel yazmıssınız ve gercekten cok yeniyor ispanyada:) müze girisleri 15-25 euro arası degisiyor ama 17.00 sonrası ücretsiz, gidecek olanlara tavsiye de benden chueca bölgesi kaçırılmamalı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir