Lake District ve 50 Millik Antreman

| Temmuz 9, 2012 | 2 Yorum

İnsan bazen çok enteresan zamanlarda çok enteresan arkadaşlıklar kurabiliyor. Geçen sene s yarışına katılmadan önce sporcu, fotoğrafçı ve yazar Ian Corless ile Facebook’ta tanıştım. Sonra ondan faydalı bilgiler aldım. Daha sonra o ve partneri Niandi Carmont ile Paris Eco Trail’I koştuk.

Sonra oradan sonra arkadaşlığımız pekişti. Caner ile tanıştırdım. Ian ve Niandi İznik’I koştular. Türk ultra ve trail camiası ile tanıştılar…. Geçen haftalarda beraber antreman yapalım ve biraz beni ünlü Lake District’de koştur dediğimde hemen planı yaptık. Lake District yani göller bölgesine Glasgow, Manchester ya da Edinburgh gibi havalimanlarına uçup buradan tren ya da otobüsler aktarma yapabilirsiniz. Türk Hava Yolları Edinburgh‘a seferlerini temmuz ayında direk uçuş olarak başlatıyor.
Diğer bir alternatif Londra uçak bileti satın almak ve Londra Euston istasyonundan Hızlı tren ile 3 saatte bölgeye ulaşmak.

Niandi ve Ian Temmuz 2012 sonunda Lakeland 50 isimli, 50mil yani 80km uzunluğunda 3.200 mere yüksekliğindeki ultra maratonu koşacaklar. Hem parkurda antreman yapmak hem de güzel bir haftasonu geçirmek için ben de onlara katıldım.

Geçen hafta Sedef ile beraber Keswick, Ambleside, Grasmere ve Windermere turumuzu yapmış ve Göller bölgesine ısınmıştık. Bu haftada gene 15:30’da Londra Euston’dan kalkan hızlı tren ile Lancaster aktarmalı Windermere’e vardım. Windermere göller bölgesindeki trenin vardığı son nokta. Buradan sonra tur otobüsleri ile bütün küçük kasabalara ulaşmak mümkün.
Bizim kalacağımız küçük pansiyon Ambleside’da idi. Niandi ve Ian beni trenden kiraladıkları araba ile aldılar. Ambleside Alplerde Chamonix nasıl bir koşu ve kayak malzemesi ve dükkanı merkezi ise, İngiltere’nin Chamonix’I desek yeridir.
Her yer arazi ve ultra maraton, kamp, dagcılık ve hiking sporcuları ve malzeme dükkanı ile dolu. Şaşkınbakkal’dan daha küçük olan bu yerde sanırım 8-10 tane özel dükkan var. Her yerde haritalar ve pusulalar. Gençler 15-18 yaş arasında sabah erken dev sırt çantaları ve bottları ile tüm gün dağlarda yürüyüp kamp yapıyorlar.
65 yaşının üstünde 600-800 metre rakımda yüzlerce teyze ve amca gördüğümü söyleyebilirim. Hepsi su gibi harita okuyor. Bazılarında 70-80’li yıllara ait haritalar ve kitaplar var. Ancak patikalar korunduğu, her yer doğal park olup izinsiz çalı bile hareket ettirilmeyen bu yer istediğiniz gibi kendinize rota çizip koşup yürüyeceğiniz bir cennet.
Akşam Ambleside’da güzel bir emek yiyip sohbet ediyoruz. Ian duathlon geçmişli, 10.5 saatlik Ironman’leri, onlarca ultra maratonu var. Bilmeyenler için dünyada ünlü TalkUltra isimli ultra marathon podastini yapıyor, İznik 60km birincisi.
Niandi bugüne kadar 80’den fazla ultra maraton bitirmiş. Grand de la Reunion, Corsica GR20, ve inanması güç ama Güney Afrika’daki Comrades 90km ultra maratonunu 13 kez tamamlamış ! Bu maratonu eğer 10 kez’den fazla kez bitirirseniz gögüs numaranız ömrü billah kimseye verilmiyor.
Sabah plan 8:00 kalkış ve hazırlık. 08:30 kahvaltı. 9:30 taksi ile koşu noktasına gidiş. 10:30 başlangıç. İlk gün hedef 46-48km koşmak. Toplam irtifa 2.000 metre civarı.
Bu parkur ünlü İngiliz Lakeland Ultra maratonunun 50 millik kısmı. Aynı yarışın 104 mil ve 7200 metre tırmanışlı olanı var. Geçen sene ilk bitiren kız ve erkek ile Ambleside’da tanışma fırsatım oldu. Kız 32 saat Erkek ise 21 saatte bitirmiş. İnanılmaz süreler.
Taksi ile PooleyBridge isimli başlangıç noktasına gidiyoruz. Küçük göl kenarı harika bir kasaba. Sırtımızda baz UTMB kiti var. Göller bölgesi neredeyse 365 gün sağanak yağmurlu. Bizim şansımıza hava nefis ve sıcak. Ama sırtımızda Goretex pantalon 2 litre su, jeller, Goretex ceket var.
Salomon XA Skin Pro S-lab 12 ben ve Ian’ın tercihi. Sürekli olarak sırtta sabit duracak yelek gibi bir çanta su doldurma noktamız olmadığından akıllı seçim. Ön sağ sulukta bir matara var ve içinde Perpetium karışımı ile dehidrasyonu engellemek ana amacım.
Göl kıyısından koşuyoruz. Manzaralar nefis. Bazı göllerde buharlı gemiler var. Bunlarla nostaljik turlar yapılıyor. Yürüyüş ve kampçılar boyunlarında haritaları ile heryerde.
İlk 8km çok yükselti yok. Bu sırada Lakeland 100 koşacak 1 kız 3 erkek yanımızdan roket gibi geçiyorlar. Ian’I tanıyorlar. İleride onları görüyoruz. Yokuş yukarı gidişleri anormal. Buralarda koşanları gördükten sonra müthis iyi koşmaya çalışşan bile bazı insanların doğal yetenekleri, bulundukları doğal ortamda kendilerini inanılmaz geliştirdiklerini kabul etmen gerek.
Daha sonra çok dik bir çıkışa geliyoruz. Yaklaşık 300m irtifa kazandıktan sonra sünger şeklinde dev bir yayladan geçiyoruz. Tabi burada önemli bilgi vermek istediğim diğer bir şey koyunlar.
Son derece sağlıklı, iri ve besililer. Yavrular japon gözlü, siyah ve suratları giri. Yakalayıp yemek istiyorsunuz.
Buradan sonra bir göl kenarına geliyoruz. Ben arada GoPro Kafa kameram ile kayıttayım. Ian fotoğrafçılığını konuşturuyor. Fotoların hepsi ona ait. Müthiş çekiyor.
Bu göl kenarından sonra inanılmaz dik bir çıkışa geliyoruz. Burada nehirden su dolduruyorum. Çok koyun olduğundan gürül gürül akan buz gibi su hariç doldurmamak lazım. Malum Emre ve Caner DASK ADAM’da sağlam zehirlenme tecribesi yaşamış ve cırcır olmuş deneyimli…
Dik çıkıştan sonra korkunç taşlık dev mıcırlı bir iniş var. Yaklaşık 4 km. Eskiden çok korkarak indiğim bu tarz rotalarda Devrim Celal, Caner ve Ian gibi arkadaşların tavsiyelerini birleştiriyorum. Müthiş geliştirme ve pratik yapma imkanı buluyorum. Aslında dikkat ve hız ile indiğinizde inişlerde kazandığınız zaman paha biçilemez.
Niandi bu tekniklerde biraz ürkek. Ian Hoka ayakkabıları ile adeta uçuyor. İkinci gün ise dibinden ayrılmayacağım…
İndiğimiz noktadan sonra su problemi yavaş yavaş aşırı sıcakla artıyor. Nefis köyler içinden geçiyoruz ama çoğu ev kapı duvar.Kafamı sularda ıslatıyorum. Bu özellikle ense köküne yani tüm sinirlerin olduğu noktaya yapılırsa vücud daha hızlı soğuyor. Aslında akıllıcası küçük bir sünger taşımak hem hafif hem de çok iyi gelebilir.
Bir köyden su alıyorum. Yolda jel dışında elektrolit, powerbar ve az da olsa Cliff Blocks yiyorum. Bunlara alışık değilseniz 6 saat boyunca sadece bunlara odaklanmayın. Yanımda taşımasamda kontrol noktası yarışlardaki peynir, kola, salam ve çorbayı çok aradım. Bir ara Niandi kola rüyası sokuyor aklımıza. Onunla kendimizi avutuyoruz.
Çıkışlarda baton kullanıyoruz. İnişlerde ise neredeyse %98 hiç baton kullanmadım. Devrim Celal kulakların çınlasın !
Daha sonra köylerden geçerek kısa süre asfaltta koşarak Ambleside’a varıyoruz. Otele 300metre kala akıllara durgunluk verecek sağanak başlıyor. Bi süpermarkete atıyoruz kendimizi. Klasik üçgen sandwich, kola, cips ve su… Niandi kapalı alanda biraz sıcak’tan dolayı bir süre halsizlik geçiriyor. Belki de dehidre oldu farkında değil.
Otele dönüyoruz, duş, yemek , sohbet. Erkenden pansiyona geri dönüş. Uyku zor tutuyor. Ağrı kesici alıyorum. Çok rahat uyuyamıyorum çünkü yorgunluk, hafif kramlar buna izin vermiyor. Ama 8 saat dinlendim denebilir.
Sabah gene aynı rutin. Bu sefer başlangıç direk Ambleside. Heme şehrin içinden bir patikaya vuruyoruz. Gene Ian yolda arkadaşlarını görüyor. Bir tanesi dün gördüğümüz kız. Antreman olsun diye 80km’yi dün koşmuşlar. 3 hafta sonra Lakeland bayağı kırıcı geçecek sanırım.
Patika dik çıkıştan sonra nefis bir vadiye geliyor. Patikaların arasından farklı bir kasabaya geliyoruz. Bu noktadan sonra muazzam çıkışlar ama inanılmaz bir vadide nefis manzalaralar var. Klamp alanında gençler yerde müzik dinleyp sohbet ediyorlar. Herkes koşarken biz yürüdüğümüzden bizim hızlı hareket etmemize “tebrikler, harikasınız” şeklinde cevap veriyorlar.
Ayaklar su içinde. Burada yürüyeceksen Goretex botun, koşacaksan ise altı sağlam iyi su tahliye eden koşu ayakkabın olucak. Bileğe kadar sünger çimenlerde koşuyor akabinde taşlık alanlarda 5-6 km basamak basamak iniyorsun. Hemen suların ayakkabından tahliyesini izleyebiliyorsun. Merino Wool tipi çorapların çok kolay kuruduğundan bahsetti Ian. Denemekte fayda olabilir.
Gene dik iniş ve çıkışlarda genelde Ian 1 dk bizden önde, ben ortada Niandi benden düzlükte hemen arkamda, dik inilerde 3 dk geride olmak üzere bu şekilde koşuyoruz. İkinci gün daha az foto ve video çektik. Hem hava serin ve kapalı idi, hemde hızı kesmek istemedik. Rotamız Ambleside – Coniston. Gene küçük şirin olan bu kasaba Lakeland 100’ün başlangıç, 50 milin ise bitiş noktası.
Yarışlar gündüz öğlen başlıyor. Herkesin geceyi tatmasını istiyorlar. 50 Mil rotasında gece iyi bir feneriniz yoksa bilek burkmak ve sakatlanmak riskleri eğer hızlı ise yüksek. Orienteering içerin bu yarışlar maalesef kaybolma riskini oldukça fazla.
Roadbook yani yön kitabı ve notları ingilizce ancak terimler genelde çok muhteşem ingilizce bilseniz ise bazıları Amerikalı ve Avrupalılara göre bile farklı. Dolayısı ile yabancı birinin yarışlarda hata yapma olasılığı çok çok fazla. 50 mil yarışına 650, 100mil yarışına ise 350 kişi olmak üzere toplam 1.000 kişi katılıyor.

İngiltere’nin UTMB’si diyebiliriz bu yarış için. 100 mil yarışının 40 saat limiti bana göre çok zor bir limit. Hava şartları, zemin ve yön bulma eklenince UTMB ile bence süre bakımında kıyaslanamayacak kadar farklı.

Coniston’a inerken gene 1.5 kmlik inanılmaz taşlık bir rotadan iniyoruz. Çok risk alıp sağlam bir antreman yapıyorum. İnişlerde batonum elde. Bu ayrıca vücuduma denge vermek için kollarımı açarak koşmama imkan veriyor. Kuzuların neredeyse bacaklarınızın arasından geçtiği anormal bir ortam. Yüzüklerin efendilerinde görebileceğiniz vadiler ve eski çağ filmlerinden kalma koruma altındaki 1600’de yapılmış evleri görerek koşmak.
Coniston’a varınca bir tea house yani çay evine kendimizi atıyoruz. Scone ismi verilen çay ile verilen içi dolu bazıları tuzlu bazıları üzülü ve tatlı bir ekmek gibi tatlı… Yanında tabi kola ve çay… Ayakkabıları kapıda bırakıyoruz, çünkü çok çamurlular. Sonra bizi bir tasi almaya geliyor.
Buralarda otobüsü beklemek 3 kişi iseniz mantıksız. Çünkü 22 GBP tutan 20 dakikalık taksi yolculuğunu üçe bölebiliyorsunuz. Otobüs ise kişi başı tek yön 7-10 GBP ve 45 dk bir. Tüm dükkanlarda otobüs çizeldesi var ve yazın sabah 8 akşam 19 arası otobüs bulmak mümkün. Haftasonu 3 gün kombine sınırsız bilet ise 20 GBP.
Dağ bisikleti, downhill çok meşhur. Otobüse 2 bisiklet ücetsiz alınabiliyor. Hala saygısız ve hiçbir mantığı olmayan şekilde büyük feribottaki bomboş alanlara 5 TL bisiklet parası kesen zihniyetlere bunu okurken siz zaten gerekli yorumu yapıyorsunuzdur, ben bir şey söylemiyorum.
Dönüşte gene duş, yeek, pansiyona ücreti ödeyp çıkış. İki gün için tek kişilik odada kocaman iki kahvaltı ve konaklama 60 GBP. Bu yaz ve yüksek sezon. Eğer iki kişi beraber kalırsanız 100GBP.
Yemek sorası WI-FI olan bir kafede keyif, foto ve video değişimi. Sonra kötü ve bol kalorili fastfood yemek. (Sanırım iki günde 10bin kalori yaktığımızdan çok dert etmiyorum.)
Ian ve Niandi beni tren için Windermere’e bırakıyorlar. Ve ben bu yazımı Trende yazıyorum… ! Bana haftasonu gosterdikleri yakınlık ve arkadaşlıktan dolayi teşekkür ederim.
Thank you to Niandi and Ian for their friendship, guidance and fantastic running weekend.



Etiketler: , , , , , , ,

Yorumlar (2)

Trackback URL | RSS Feed Yorumları

  1. Mehmet Kaptan dedi ki:

    Harika bir rehber yazı ve muhteşem fotoğraflar. Elinize sağlık

  2. Ulaş ÖNOL dedi ki:

    doğa harikaymış.. Teşekkürler.. Bu arada BOYKOT THY! 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir