Haftasonu İstanbul

İstanbul’da yaşamayan okuyucularımız ya da yurtdışından İstanbul’a haftasonu kısa süreli ziyarette bulunacaklar için bir haftasonu rehberi hazırladık. Bu rehber size Cuma akşam üstünden Pazar akşam dönüş yolculuğunuza kadar İstanbul’da yapmanız, yemeniz ve gezmeniz gereken ‘bizim listemizi’ sunmaktadır. Klasik yapılacaklardan çok farklı bir keyifli, çok koşturma içermeyen bir İstanbul haftasonu diyebiliriz… Okumaya devam et Haftasonu İstanbul

Paylaş

Morgan Library

Morgan Kütüphanesi Amerika’nın New York şehrinde bulunan, çok nadir kitapları, kolleksiyon eserlerin bulunduğu ünlü finans duayeni John Pierpont Morgan’ın (J.P.Morgan) 1906 yılında faaliyete başladı. Kütüphanenin tasarımcısı Charles McKim. O yıllarda maliyeti 1.2 milyon doları geçti. Okumaya devam et Morgan Library

Paylaş

Milano

İtalya’nın sanayi şehri Milano, aynı zamanda Lombardiya bölgesinin de başkenti. Biraz snob, biraz gizli saklı fakat hiç şüphesiz ki 20. yy’ın en ünlü İtalyan mimarlarının eserleriyle bezenmiş bir şehir.

Daha da ileriye gidersek modern mimari için örnek bir açık  hava müzesi olabilir, örnek olarak Gio Ponti, Franco Albini, Giovanni Muzio’nun yapılarını gösterebiliriz. Milano, sokakları arşınlandıkça keşif edilen, ve insanı kendine çeken bir şehir. Milano’ya otel reservasyonları özellikle belirli zamanlarda çok uygun fiyata alınabiliyor.

Benim en çok güzel sanatlar akademisinin de bulunduğu Brera’yı seviyorum. Sokaklarda yürürken binaları, evleri ve kapılarını gözlemlemek ayrı bir keyif veriyor. Modanın, yeme içmenin, operanın, tiyatronun ve çeşitli fuarların da merkezi.

Görülmesi gereken önemli yerleri paylaşmak istiyorum:

Il Duomo, gotik katedral’in içinde müze de bulunuyor.

Santa Maria delle Grazie: tavsiyem haftalar öncesinden biletinizi ayırtmanız, Leonardo da Vinci’nin The Last Supper’ını (Son Akşam yemeği) görmeden Milano’dan dönülmez.

Castello Sforzesco: Bir zamanlar Sforza ailesinin rezidansı olan burçlar 15. yy’dan kalma. Tarih içinde maruz kaldığı saldırılardan sonra restorasyon geçirdi. İçinde çeşitli müzeleri barındırmakta.

Palazzo di Giustizia: Adalet sarayı, Mussolini’nin en sevdiği mimar tarafından yapıldı.

Stazione Centrale: 19 senelik yapım aşamasından sonra tamamlanan istasyon görülmeye değer.


 Galleria Vittorio Emanuele: 1877 yılında yapılan çarşı, alışveriş sevenlerin kaçırmaması gereken bir yer.

Basilica Sant’Ambrogio: çağdaş sanat segilerinin yapıldığı bazilika 4.yy’dan kalma.

Colums of San Lorenzo: Milattan önce 2. yy’dan kalma sütunların, Roma mabedinin parçası olduğuna inanılıyor.

Pinacoteca di Brera: Palazzo Brera’nın içinde bulunan galeride  14-20. yy’dan kalma baş yapıtları görebilrsiniz.

Pinacoteca Ambrosiana: Milano’nun en eski müzesinde Botticelli, Caravaggio ve Leonardo da Vinci’nin eserleri bulunuyor.

Via Montenapoleone: Via Manzoni ve Via della Spiga alışveriş üçgeni.

San Siro Stadyumu

La Scala: Geçirdiği önemli restorasyondan sonra tekrar açılan La Scala, opera severleri bekliyor. Tavsiyem biletlerinizi çok önceden almanız.

Corso Como 10: Son derece pahallı olan dükkan tasarım ürünleriyle öne çıkıyor. Alışveriş yapmak istemeyenler en azından bir kahve molası verebilir.

Milano sokakları gezdiçe anlaşılan bir şehir. Etrafınızı iyi gözlemlerseniz demir kapılar ardında muhteşem avlulu evleri ve yapıları kaçırmayacağınızdan eminim.

Milanoya giderken Skyscanner’da en ucuz uçak bileti fiyatlarını sorgulamadan gitmeyiniz.

Paylaş

Sarabeth

Sarabeth New York’ta Central Park’ın güneyindeki cadde üzerinde bulunan güzel kahvaltıları, öğle yemekleri ve akşam yemeği sunan bir restoran.

Restoran’a Sedef’in orada yaşayan bir arkadaşının tavsiyesi üzerine gittik. sabah erken gitmemize rağmen rezervasyonsuz gerçekten zor şekilde yer bulduk ancak on dakika bekleme sonrasında masamıza oturduk.

Amerika’da her restorandaki gibi burada da gösteriş ve porsiyonlarda büyüklük dikkati çekiyor. Oturduğumuzda diğer masalardaki yemekleri görünce tabi şaşırdık.

Biz iki değişik omlet istedik. Omletler sebze ve değişik peynirlerle yapılmış. Ancak sanırım her bir porsiyonda en az 4 yumurta olduğunu düşünmekteyim.

Omletler son derece leziz. Yanlarında gelen reçel, mısır ekmeği ya da diğer yan eklentileri ile bir omlet’in sizi en az dört saat tok tutacağına eminim.

Fiyatlar kesinlikle amerikada aynı yemeği yiyebileceğiniz salaş dinerların iki katı. Ama kaliteli bir ortamda kahvaltı ve güzel servis istiyorsanız tercih etmelisiniz.

Address: 40 Central Park South New York, NY  10019
Website: http://www.sarabethscps.com
Email: sarabethscps@verizon.net
Phone: (212) 826-5959
Cross Street: Between 5th and 6th Avenues

NY1 ny2
http://www.turkishairlines.com/tr-tr/ucak-bileti/new-york/

Paylaş

Cabourg

Cabourg  aşağı Normandiya kıyılarında yer alan, 4.000 civarı nüfusu neredeyse 1962’den beri  sadece %20 oranında arttığı ve Marcel Prust’un romanlarını yazdığı meşhur otelin de bulunduğu küçük bir kasaba.

Cabourg’un nüfusu turizm etkisi ile yazın 40.000’e kadar yükselmektedir. Her yıl haziran ayında Uluslararası Romantik filmler festivaline ev sahipliği yapmaktadır.

Cabourg’s ünü özellikle denize olan kıyısı, harika plajı ve SPA turizminden gelmektedir. Ancak onu asıl üne kavuşturan Marcel Proust‘tür. Uzun süre yukarıdaki ve aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz Grand Hotel‘de kalan yazar, “Kayıp zamanın izinde” ismi kitabı ile tanınmıştır. Türkçe’de Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” çalışması ilk defa 1990’larda tam metin olarak yayınlanmaya başlamıştır.

Cabourg’un yükselmesinin diğer bir sebebi ise 1853 yılında iki Paris’li yatırımcının yeni lüks alan ve tatil beldesi yaratma fikri idi. Demiryolunun yaygınlaşması Dieppe, Trouville ve Deauville’in tatnınmasına yol açmış ve yeni alanlara aç turizm’in keşfedilmesini sağlamıştı.

1880 yılına gelindiğinde harika villalar, büyük otel ve casino ile ideal bir zengin tatil beldesinin tanınması başlamıştı. Grand Hotel’in harika balkonu ve yürüyüş alanı, alabildiğince uzun harika kumsalı resmi tamamlamıştı bile…

Grand Hotel ve Önündeki Sahil Şeridi… 

2.5 mil uzunluğundaki eşsiz sahil film çekimlerinden, su sporlarına kadar bir çok ilgi alanına ev sahipliği yapmakta. Yukarıda bahsettiğimiz villalar, zengin paris ve Fransız sosyetesi için kaçırılmaz yatırım fırsatı ve dinlence mekanı olarak her zaman cazibesini korumakta.

İki savaş arasındaki durağanlığa rağmen, bir çok ünlü artist Caourg’a gelmeye devam etmiştir. 1956’da Paristeki meşhur müzikhol Olympia’nın yöneticisi Casino’nun yönetimini devraldı. Edit Piaf, Bécaud, Aznavour and ve birçokları burada sahne aldı.

 Görülmesi Gereken Yerler

  • Grand Hotel : Marcel Proust’ün 1907 ve 1914 yılları arasında sık sık ziyaret ettiği ve dalgaların ve gelgiti izleyerek kahvaltı yaptığı meşhur romanlarını yazdığı otel. Yemek salonu, lobi, avizeler ve plaj görülmeye değer.
  • Hipodrom : Çok lüks imkanlar sunan ve turistlerin sık ziyaret ettiği Hipodrom gerçekten görkemli.
  • Casino: 1.900’lü yıllara ait dekoru ve harika musicallere evsahipliği yapması ile zeöölikle haftasonu ve yaz akşamları son derece popüler.

Şehirde çok güzel irili ufaklı kafeler bulunmakta. Biz sandöviç alarak günümüzü idare ettirdik.  Şehri gezmek için yaklaşık 1 saat vakit ayırmanızı öneririz. Şehirde park ara sokaklarda ücretsiz.

Konak ve villa’lar harika. Çoğunda halen oturum devam etmekte. Özellikle yaşlıların evlerden çıktığı bir çok an var gözümüzde. Evlerin o tarih kokan ambiansını, pamuk saçlı yaşlı kişilerin evden çıkarkenki görüntüsü yansıtmaktadır.   

Paylaş

Cancale

Cancale Saint Malo’nun doğusunda kalan Fransa’nın Britanya bölgesinin istridye başkenti. Dünyanın en lezzetli ve en güzel istiridyeleri bu sahilden çıkarılmakta.

Sahilinde harika evleri, küçük balık restoranları ve hediyelik eşya dükkanları ile bu bölgedeki tüm turistleri çekmeyi başaran Cancale’ye uğramadan Britanya bölgesini gezmiz sayılmazsınız. Bu eski evler zamanında midye işçileri ve denizcilere ev sahpliği yapmış.

Yemek yemediğiniz zamanlarda yürüyüş yapabileceğiniz uzun bir sahil ve dar sokakları olan bu küçük kasabayı biz ziyaret ettiğimiz zaman hava şansımıza çok güzeldi. Sadece kısa süre yağmur yağdı, ki size önerimiz Britanya ve Normandiya’da her daim küçük bir şemsiyeyi çantanızda bulundurmanız.

Cancale’nin istiridye yataklarından senede çıkarılan istiridye miktarı tam 25,000 ton ! Pointe du Grouin bölgesine kadar yürüyebileceğiniz bu koy Mont Saint-Michel adasını bile görmenizi sağlıyor.

Eugène Feyen isimli ressamın resmettiği Cancale ve istiridye toplayan halk resmi 1865-1908 yılları arasında yaşayan ressamın en önemli eserlerinden biri. Vincent van Gogh Eugène Feyen için ‘Moda için değil, yeni ve modern resmi en gerçekçi şekilde yansıtan ressamdır’ demiş.

Burayı ziyaret ettiğiniz yapmanız gereken en önemli şey yeseniz yemeseniz İstiridye pazarını ziyaret etmek. Topu topu 7-8 küçük dükkan olmasına rağmen hem görsel hem de hareketli.


Marche aux Huitres yani İstiriye pazarı hemen uzun yolun sonunda, şehirde sahilden denize doğru akarken solda. Küçük bir fenerin yanındaki tezgahlara bakmadan gelmemk lazım.

Boyutlarına göre değişen İstiridyeleri hemen orada bir tabak ve limon ile servis alabilr ve kenarda bir yerde uçsuz bucaksız denize bakıp afiyetle yiyebilirsiniz.

Paylaş

Oxfordshire & Gloustourshire

Yaz başında Sedef, ben ve Fırat araba kiraladık ve bazı Oxfordshire  ve  Gloustourshire kasabalarını ziyaret ettik. Yağmurlu bir güne denk gelmesine rağmen araba ile irili ufaklı küçük bir çok kasabayı gezdik ve güzel evler fotoğrafladık; harika doğada bulunup ve havayı soluduk.

Oxfordshire İngiltere’nin güney doğusu (bizce neredeyse güney ortasında). 635.000 nüfuslu, yarısından fazlası 10bin kişil kasabalarda yaşayan yemyeşil bir bölge.

En büyük şehri tabiiki de öğrenci ve akademik dünyanın en önemli kendit Oxford. Bu şehri daha sonra detaylıca yazacağız. Oxford’un ayrıca dünyanın önemli kitap basımevlerinin olduğu merkez olduğunu belirtmek isteriz.

Oxfordshire ayrıca motor sporları mühendisliği, bio bilim ve araştırmalar merkezlerini de barındıran bir bölge.

Gezdiğimiz kasabalar arasında (ki bazıları Oxfordshire ve Gloustourshire arasında kalmaktadır) Woodstock, Oxford, Bibury, Moreton-in-Marsh, Upper Slaughter, Lower Slaughter.

Kaçırdığımız ve tekrar gitmemiz gereken önemli nokta ise kapanış saatinde maalesef orada olduğuuz Winston Churchill’in evi Blenheim Sarayı. Bahçesi, peyzajı ve göleti ile olağanüstü bir yer.


Özellikle eski yapılar restore edilmiş ya da korunmuş olarak lüks otel ve SPA merkezleri olarak hizmet veriyorlar. Haftasonu buralarda yer bulmak neredeyse imkansız. Stresli yaşamdan kaçıp aileler haftasonlarını burada geçiriyorlar.

Kasabaların içinden akan nehirler tertemiz. Bazılarında alabalıkçiftlikleri var ve buralardan alabiliyorsunuz. Bu kadar temiz koruma için çok ciddi cezalar ve doğayı tüm halka en küçüklüklerinden sevdirmek ve onu kendisi gibi korumayı öğretmek yatıyor. Saatlerce nehirlerdeki balıkları ve ördekleri izleyebilirsiniz.

Bu gibi kasabalarda en önemli noktalardan biri evler ve onları peyzaj güzelliği. Dünyada bahçe ve bahçecilik anlamında en gelişmiş ülkelerden biri İngiltere. Bunu sadece dergicilere gidip onlarca değiik bahçe il ilgili derginin olduğunu ve hepsinin binlerce abonesi olduğundan anlayabilirsiniz.

Scone dediğimiz İngiliz beş çayı tatlısı yanında marmelat ve tereyağı ya da krema ile sunuluyor. Bu tazz küçük şehirlerde onlarca çay evi var. sabahları ve özellikle akşam üstü 16:00’dan sonra buralarda sohbet etmek ve oturup birşeyler yemek önemli; bu o kasabanın buluşma saati gibi …

Gastro publar ve kasaba pubları ise ayrıca gezmenizi önerdiğimiz yerler.

Fransa tatilimizde gördüğümüz ve İngiltere ile kıyasladığımız en önemli nokta turist ofisleri. Bu ofislerde gönüllü ya da çok düşük ücret ile o kasabadaki kişiler çalışıyor. Üretilen hediyelik eşya, katalog, harita  ve benzeri malzemelerden bir kazanç elde eden turizm ofisleri özellikle İngiltere’de inanılmaz.

Turizm bakanlığı bence her sene bir düzine insanı buraya staja göndermeli ve burada nasıl ilgi alaka gösterilir, nasıl bir şehirle ilgili ders verilir gibi detaylı bilgi aktarılır öğretilmeli.

Kuzuların keyifle, özgürce gezdiği alabildiğince büyük çimenlikler İngiltere’nin her yerinde. Bu kadar yeşil ve güzel memleket dünyada çok az var. Bizimle tek farkı, bu blog 30 yıl sonra okunduğunda İngiltere aynı durumda olacak. Bizim ülkemiz ise çorak bir halde…

Ördekleri ve doğayı hemen annesine telefon ile anlatan Sedef …

En beğendiğimiz kasabalar Slaughter kasabaları, Bibury ve Moreton oldu. Bleinheim için Woodstock kasabasına da uğramakta fayda var.

Paylaş