Gerçek Gezgin Kimdir ?

Gezginler Kulübünden alıntı…

GERÇEK GEZGİN KİMDİR?

  • Her şeyden önce bir dünya vatandaşıdır. Tüm dünya insanlarına, uygarlıklarına ve kültürlerine, hiçbir ayrım yapmadan önyargısız yaklaşır.
  • Dünyanın ancak insanla, temiz bir çevreyle ve sağlıkla değerli olduğunu, bu çeşitliliğin büyük bir hazine olduğunu bilir.
  • Gezmenin, kişinin hoşgörüsünü, yaratıcı yanını ve duyarlılığını artıran bir okul olduğunu, paylaşmanın da gezmek gibi bir tutku olduğunu hiç aklından çıkarmaz.
  • Seyahatin en önemli aşamalardan birinin hazırlık aşaması olduğunu bilir.
  • İyi bir yürüyüşçüdür.
  • Pahalı giysiler yerine yöreye özgü hatıra eşyaları satın almayı tercih eder.
  • Lüks bir otelin havuz başında oturmak yerine kentin kenar mahallelerinde dolaşmayı sever.

 

 


Bir gezginin gerçekleşmesi için dört  faktör vardır. Para, zaman, sağlık ve istek. “İstek” bence en önemlisi.  Sağlığı yerinde iken zamanını ayırıp yola düşmeli insan. İnanın, çok paraya da ihtiyaç yok. Yola çıkan herkes bir şekilde geri döner.

 

Hayallerinizi bir an önce gerçekleştirin, ertelemeyin. Hayatın kendisi zaten bir yolculuk değil mi? Her gezgin kendi serüveninin kahramanıdır.

Gezgin, bilgi taşıyıcıdır.

Gezgin, doğayı sever, barışçıldır.

Gezgin, bulunduğu ortamı tanımak ister.

Gezgin farklı dillerden, dinlerden, geleneklerden, şarkılardan, danslardan, ritüellerden, motiflerden, sokak oyunlarından, mektup kültüründen zevk alır.

 

 

Gezgin, kertenkele gibi güneşe karşı yatmaktan, içki masasında sarhoşları dinlemekten, lüks bir lokantada Yemek yemekten hoşlanmaz.

 

Gezgin, kentlerin arka sokaklarında dolaşır.

 

Gezgin, gerekirse ekmek peynir yer, parkta yatar, otostop yapar.

 

Gezgin, bakar, görür, anlar, öğrenir, öğretir ve yolun çağrısına uyar.

 

Gezgin, mütevazı olur.

 

Gezgin, gittiği ülkelerin  kokusunu,  kültürünü, insanlarını, değerlerini kendisine katmayı bilir.

 

Gezgin, dertlerinden ve monoton bir hayatın, getirdiği tüm sıkıntılardan uzaktır.

 

Gezgin, serüveni sever.

 

Gezgin, birbirine benzeyen beton binalardan, ana cadde ve sokaklardan, birbirine bitişik sıvasız evlerden hoşlanmaz.

 

Gezgin, insanların birbirlerine yakın olduğu ‘mahalle kültürü’ nü  sever.

 

Gezgin, gezi sırasında gazete okumaz, televizyon seyretmez, apayrı bir gezi dünyasına dalar.

 

Gezgin, mega şehirlerin kurşuni gökyüzünü terk eder.

 

Gezgin, otellerdeki oda numaralarını hep karıştırır.

 

Gezgin, sürekli pabuç eskitir.

 

İyi bir yürüyüşçüdür. Gezgin. Çünkü bir kenti anlamanın ve yaşamanın en iyi yolunun yürümekten geçtiğinin bilincindedir. Ayakları sızlayana kadar dolaşır; yorgunluktan bazen bir motorun kuytusunda uyuklasa bile…

 

Pahalı şeyler yerine, yöreye özgün hatıra eşyalarını satın almayı tercih eder.  

 

Lüks bir otelin havuz başında oturmak yerine, kentin kenar mahalleleerinde dolaşmayı sever. Çünkü bir kentin Ya da bir ülkenin  Sosyo-ekonomik yapısı, lüks otellerin havuz başlarında görünmez.

 

Her şeyden önce, bir “dünya vatandaşı” dır gezgin. Tüm dünya insanlarına, uygarlıklarına ve kültürlerine, hiçbir ayrım yapmadan, önyargısız yaklaşır. İnsanlara ırk, din, dil, cinsiyet ve milliyet kalıplarının dışında, “insan” olarak bakmayı bilir. Kenti kültüründen olmayan insanların geleneklerini, kültürlerini, dünyalarını saygı ile anlamaya çalışır.

Dünyanın, ancak insanla, temiz bir çevrey
le ve sağlıkla değerli olduğunu: bu çeşitliliğin de büyük bir hazine olduğunu bilir.

 

Kaynak: Uzaklar Çağırınca/Orhan KURAL


Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir