London Ultra Marathon

Londra’ya geldiğim günlerde katılmak istediğim yarışlardan biri olan Londra Ultra maratonuna geçde olsa Eylül ayında kayıt yaptırdım. Kayıt sırasında 40 Pound ücret ödüyorsunuz. Bunun karşılığında ise yarış sonunda çok güzel bir kahve kupası, adınıza düzenlenmiş bir yarış numarası, yarış haritası, bir çikolata, beş ara kontrol noktasında sandwich, kola, su ve diğer ikramlar, bitiriş sırasında madalya ve enerji jeli dahil.

Daha ilerleyen dakikalarda anlatacağım yarış sırasında korktuğum kaybolma olayı maalesef yarışın son 1 km’sinde benim de bulunduğum on kişinin başına geldi ve 4 km fazladan koştuk. Tabii bu da bizim dereceyi ve süreyi etkiledi. Ancak bunu daha önce Northampton Ultra maratonunda da tecrübeledik. İngilterede bu tarz organizasyonların çoğu yön bulmaya dayanıyor ve işaretlemeler gerçekten çok zayıf.

Genel olarak bu yarışlar şehrin içinde çok eski yıllardan beri var olan patikaların birbirine bağlanmasından oluşuyor. Patikalardan sonra yerleşim yerleri geliştikçe buralardaki bağlantılar maalesef çok detaylı olarak bulunmuyor. Elektrik direklerindeki yön tabelaları sık değil.

Yani bu mesafelerde istediğiniz süreyi elde etmeniz gerçekten çok zor, çünkü en kötü durup ben neredeyim diye biraz kolaçan etmeni gerekiyor. Bölgeyi bilen lokal halk ve İngilizler için bunun bağdat caddesinde ve ara sokaklarında benim koşmam ile aynı oduğunu söylemek yeterli olur sanırım.



Yarışa çok özel bir hazırlık devresi geçirmedim. Aslında bu yarış benim bu sene katılacağım en önemli organizasyonlardan bir olan Paris Eco Trail 80km yarışına birnevi hazırlık anlamı taşıyordu. Bu yarıştan önce 4 hafta üst üste back to back denilen uzun ve kırıcı antremanlarımı başarı ile gerçekleştirdim. Bunların hepsini kullanacağım sırt çantaları ile yaptım. Bunların ve diğer malzemelerin test yazılarını ise Test bölümünde bulabilirsiniz.


Yarıştan bir gün önce basit bir yarış olsa bile özellikle yurtdışında iken uyuyamıyorsunuz. Neden derseniz Belgrad ormanındaki bir Pazar yarışına nasıl ve ne kadar sürede gidebileceğinizi biliyorsunuz. Burada zamanlama daha da düzgün olmasına rağmen hiç binmediğniz bir treni yakalayacak olmanız sizi ürkütüyor. Ben de gece tüm ekipmanlarımı hazırladım ve sabahı sabah edip erken altıda kalkıp giyindim. Ayaklarımın topuk, aya ve tırnak bölümleri ile sürtünmeden yara olmaya müsait yerlerini sports tape ile bantladım.

Geceden hazırladığım çantam ve ekipmanlarım ise şunlar idi:

  • Raidlight Olmo 5 Sırt Çantası                                        290 gr
  • Salomon Minim Packlite Yağmurluk                           280 gr
  • 2 MyoCramp Antioksidan Jel                                        80 gr
  • 2 Overstims Jel    (Ani Enerji-Tuzlu)                             100 gr
  • 2 GU Jel                                                                                20 gr
  • 8 tane elektrolit hapı
  • 1 Adet Cliff blocks elektrolıt lokumu                            100 gr
  • Montane Rüzgar Pantolunu                                             90 gr
  • Cep Telefonu ve yedek pil                                               150 gr
  • Su dolu 200ml Salomon matara (çanta içinde)         220 gr
  • Su dolu 2 Adet Salomon Soft Flask 237ml           500 gr
  • Terra Nova Bere ve Ultralight eldiven                 50 gr

Toplam:                                                                               1.900 gram

Üstümde olan ekipman ise uzun Asics Tayt, Under Armour Boxer sort, Salomon Şapka, Buff, Kalenji uzun kollu içlik, Salomon Windproof Ceket idi. Kolumda Garmin 401 GPS’in bulunyordu. Ayakkabılarım ise emektar Salomon XT Wings’in S-Lab olmayan yol içinde uygun olan versiyonu idi. Son 4 haftadır bu ayakkabı ile antreman yapmaktaydım.



Sabah Charing Cross istasyonuna vardım ve istasyonda Grove Park treni için ayrılan noktaya girince zaten benim gibi koşucuların tolandığını gördüm ve hemen selamlaştık. Ultra koşucuların en keyifli kısmı çantası ve malzemesinden tanımanız. Daha sonra trende 4 koşucu ile sohbet ettik. Biri yavaş koşan ama çok yarışa katılan bir arkadaş idi. Diğerinin sırtında Raidlight Olmo 20 ve tüm çöl ekipmanı var idi.

Bu yarış Mart ayındaki Atacama çöl yarışı ve Nisan ayındaki Marathon Des Sables öncesi bu yarışa katılanların birbirini tanıması, çanta ve ağırlıklarını test etmesi için ço iyi bir fırsat. İngiltereden özellikle Des sables yarışına en az her sene 100-200 civarı sporcu katılıyor.

Trenden indikten sonra yolda bir anda 50 kişi olduk. Başlangıç alanı bir spor merkezi ve içinde futbol sahası ve atletizm pisti olan Grove Park. Burada zaten gelmiş ve göğüs numaralarını almak üzere bekleyen 50 kişinin arkasında sıraya girdim. Sıradakilerden izin alıp herkese günaydın dedikten sonra İznik Ultra için daha önce Bisiklet ve Outdoor fuarında dağıttığım bröşürleri dağıttım. Yarışçılardan yaklaşık 80-90 civarına bu broşürleri verebildim.

Toplam yarışa katılan kişi sayısı 200’ün biraz üzerinde idi. Diğer bir buluşma noktası ve bitiş istasyonu olan Perivale atletizm pistinden ise yaklaşık 1 otobüs yarışçı kayıtlaını olmuş şekilde geldiler. Hava 5 derece olduğundan spor salonunun soyunma bölümünde sohbet etme, çiş yapma son kontroller gibi elzem faaliyetleri gerçekleştirdik.

Start anında topluca beklemeye başladık. Bu yarışı beraber koşacağım 12 Maratonu 12 ayda koşmak için çaba sarfeden Serpentine koşu klübünden arkadaşım Ivan ile yanyana bitirmek için sözleştik. İkimizinde temposu yakın. İvan daha önce Ironman ve ultra yarışlar bitirmiş fiziği kuvvetli ama antremanı az bir arkadaşım. Start anı çok basit ve sıradan olduğundan heyecan olmuyor. Bu yarışın kalabalıklığı ve çok uluslu bir yarışmacı topluluğuna sahip olmamasındandı sanırım. Fransız, Alman, Japon yarışmacılar gördüm. Göğsümde duran Türk flamasını yarış direktörü yarış sonunda ‘4 yıldır yarış düzenliyoruz sen katılan ve bitiren ilk Türksün dedi’, çok hoş oldu.

Start verildi ve çok yavaş tempo ile başladık. İngilzler çok sağlam sporcular 50K’yı  3:40-3:50’de bitiren aynı anda da yön bulan arkadaşlar var. Bazıları ise buraları çok iyi biliyor ve sürekli burada antreman yapıyorlar. Biz yavaş tempo ile sohbet ederek devam ettik. Önce 200m yokuş çıktık sonra bahçelerin arasından patikalara daldık.

Yolun ilk bölümü özellikle trail patikalar, parklar ağırlıklı geçti. Tüm yarışın %90’ında toprak, patika, çimen’e bastığımızı söylemek isterim. Geri kalanı ise beton , şehir geçişi ve asfalt idi.

Yarışta düzenli beslenmeye özen gösterdim. Aslında bu konuda kendimi çok ama çok geliştirdiğimi düşünüyorum. London Ultra benim antreman dışında 5. Resmi Ultra maratonum. Bunun dışında 4 Resmi maraton ve 3 resmi dağ maratonu koşmuşum. Yarış başlamadan 6-7 dakika önce limonlu GU jelimi yedim. Yarışta genelde 30-40 dakikalık periyodlarda yemek yemeye çalıştım. Saatte bir elektrolit aldım ve 50km boyunca 30-40. Kmlerden çok hafif hissettimesine rağmen kramp sorunu yaşamadım.



İlk kontrol noktası öncesinde yerde düşmüş ve yaralanmış yaşlı bir teyze moralimizi bozdu. Onun dışında kontrol noktalarındaki suyu mataralarıma koydum devam ettik. Kolay su tüketmek için aldığım Salomon mataraların faydasını inanılmaz şekilde gördüm. İlk kapıda snickers parçaları, su ve jelibon idi. İkinci kapıda ise su, enerji içeceği, sosisli börek dilimleri, jelibon bulunmakta idi. Üçüncü kontrol noktasında kola, su, enerji barı ve atıştırmalıklar, son kontrol noktasında ise aynıları bulunuyordu. (Resimde kıyıda kontrol noktası arkamızda)

Yerlerde kırmızı sprey boya ile işaretlemeler ve Capital Ring isimli yeşil patika yolu yönlendirmeleri ile devam ettik. Şehir merkezlerinden geçerken klasik en az 4-5 defa 30 ar saniyelik trafik ışıkarına yakalandık. Yolda UTMB’ye katılacak 3 kişi ile tanıştım. Biri Fransız ve UTMB TDS’yi koşacak. Diğeri İngiliz ve UTMB CCC’ye gidecek. İkisi de yaşça 45 üstünde ve iyi durumdalardı. Kaybolmasak arka arkaya bitiriyormuşuz.

İlk 25 kilometreyi sanırım 9.8 km/h ortalama ile geçtik. Bu bizim beklediğimiz bir süreye yakın idi. Benim amacım ilk 25’te 10 km ortalam hız ikinci yarıda ise 9.5 km/h civarına inerek ortalamada 5:30 gibi bir süre yakalamak idi.

Aslında ilk yarıya uyduk. Yokuşlar ilk yarıda olduğundan 10 km/h yerine 9.8 km/h yaptık. İkinci yarısında ise özellikle 30-40 arası en yavaş bölüm idi. 40-48km arasında ise inanılmaz tempo yaptık ve saatime göre 9.3 km/h` e kadar düşen ortalama hızımızı 9.4 e kadar çekmeyi başardık.

Ivan 30.km’den sonra belli etmesede calf bölgesine giren ağrıdan bahsetti. Yolda birbirimize yoldaş olduk, konuştuk sohbet ettik. Richmonda Park’a 38. Km civarı varınca iş daha büyük keyif aldı. Hava çok güzeldi, park dolu idi moraller yükseldi.

Özellikle park’ın yanından giden nehir kıyısı yol muhteşem idi. Havanın güzel olması, Pazar günü olması kalabalık yarattı ama yarışın sonu olduğundan artık çok büyük tempolar yapılacak durum yoktu.



Ancak son 1.5 km kala maalesef golf sahasının arkasındaki tellerin ordaki patikayı atladık ve şehrin içine girip koskocaman bir daire çizmek zorunda kaldık. Bu da bize 3.9 km kadar ek koşmayı getirdi. Ancak ona rağmen ortalamamız 9km/h saat gibi kalmış.

Yarışın son anları ise çok eğlenceli idi çünkü ben hayatımda ilk defa atletizm stadında bir finiş yaşadım.

Tabiiki süreden dolayı kalabalık değildi ama hala bizden sonra çok gelen oldu. Eğer 5:30 civarı bitirseymişiz 190 kişide 70. Oluyorduk, bu süre ile 120 küsürüncü olduk.

Hiç bir yarışta bitirme dışında süre hedefim çok agresif olmamasına rağmen bu yarışı kesinlikle navigasyon yapmasam ve biraz tempolu gidebilsem rahatlıkla 5:15 civarında bitirebileceğimi söyleyebilirim. Hatta kaybolmasaydık tahminim süremiz 5:27 idi.

Check pointlerde kola su ve malzemeleri alıp direk yürümek çok önemli. Kolayı çok içip vücudunuzu şişirmemek, yolda sürekli koladan sonra midenizi rahatlatacak şekilde gaz çıkartmanız önemli. Yudum yudum ve yavaş içmeniz ama yemeklerinizi hızlı ve çok çiğnemeniz elzem. Çanta ve kulandığım malzemelerin testlerini ise yakın zamanda detaylıca yazacağım. Ancak kısa mesafeler için Olmo 5 olağanüstü bir çanta. Bir çantanın bu kadar basit ve uygun fiyatlı olup bu kadar rahat olması inanılmaz.

London Ultra’yı tekrar koşarmıyım bilemiyorum çünkü rotası çok değişmez ise daha farklı koşuları yapmak amacım. Ancak bu yarışı düzenleyen firma www.ultrarace.co.uk ve her sene birden fazla yarış düzenliyor ve bradan alınacak puanlar ile şampiyonluk ödülleri ve kupalar veriyorlar. Organizasyon basit, email ile birebir bilgi alabiliyorsunuz. Web sitesi açıklayıcı ve sonradan size sık sorulan sorular ve ulaşım ile ilgili destek mailleri atıyorlar. Ödediğiniz ücreti fazla fazla hakettiklerini söyleyebilirim.Keyif aldım, değişik rota ve yerler gördüm, antreman alanları belirledim, benim için fazlası ile faydalı oldu.



İngilterede bunun dışında Centruion, Go Beyond ve Endurance Life isimli oluşum ve şirketler var. Hepsi bu yarışlara gönül vermiş durumdalar ve senede en az 5-10 yarış düzenliyorlar.

Bundan sonraki yarış 24 Mart tarihinde 80km koşulacak olan Paris Eco Trail. Fransanın en önemli yarışlarından biri ve bu seneki versiyonu ABD’nin en önemli ultra maratonlarından biri olan Western States 100 mil’e akredite olunabiliyor. (Bu yarışı bitirdikten sonra binlerce insanın şansını deneyip sadece 450 tanesinin koşma hakkı elde ettiği bu yarışın kurasını deneyeceğim ancak sanırım kurası Kasım 2012’de ve yarış ise 2013 Temmuzda. ) Eco trail ilk 15km’si düz, 15-65km arası sürekli 30m-50m arası iniş ve çıkış içeren %90’ı patika ve orman yolunda koşulan , son 19kmsi düz Paris şehrinin park ve nehir kenarından geçen finişi ise Eyfel kulesinin 350 basamak sonucunda ulaşılan 1. Katında biten enteresan bir deneyim. 6. Ultra maraton için keyifli bir seçim oldu…

Herkese Sevgiler ve koşanlar için Runtalya 2012 maratonunda başarılar…

Peki benim diğer koştuğum ultra maratonların yarış raporlarını okumuş muydunuz ?




Paylaş