South Downs Way 50

South Downs Way İngiltere’nin en önemli uzun mesafe yürüyüş ve bisiklete biniş parkurlarından biri. İngiltere ve İskoçya’da bunun gibi bir çok rota var. Hadrian Duvarı yolu, North Downs Way, Peak District, Galler,  Lake District Yürüyüş rotaları, Thames Path bunlardan bazıları. Bu rotalar tamamen işaretli ve bu rotalar için hem yazılım hem de fiziki harita satın alabiliyorsunuz.

Ben ilk SDW yürüyüşümü geçen sene 2013 Haziran 15’te gerçekleştirdim. Maalesef o zamanki şartlar gereği az antrenman, gündemin yarattığı zamansızlık nedeni ile iyi hazırlanmadan 100 mil yarışına girdim. 30 saat gibi benim için zor sayılabilecek bir zaman sınırı olduğundan dolayı maalesef 123.kmde 22 saat 45 dakika sonra yarışı bıraktım. Dizimde oluşan ödem ana faktör idi. Daha önce hiç yarış bırakmadığımdan benim için iyi bir ders oldu.

SDW50 (4)

Bu sene ise İznik Ultra öncesi SDW50 yani 81km’lik parkura katıldım. Uzun süredir beraber koştuğum John Wilkins de ilk ultra maratonu için ikna ettim. İznik öncesi iyi bir antrenman olacağı belli idi. Gün normal başlayacak sonuna doğru sağanak yağmura dönecekti. Hazırlıklı idik.

SDW50 (7)

Centurion Running firması her sene NDW50, SDW50, NDW100, SDW100, ThamesPath 100, Winter100 gibi yarışlar düzenliyor. Her yarışa yaklaşık 250 ile 500 kişi katılıyor. Bitince güzel bir teknik Tshirt ve madalya alıyorsunuz. 50 mil yarışları 65 sterlin, 100 Mil yarışları 120 Sterlin. Çok ucuz değil ama organizasyon ev gönüllülerden oluşan yarışın kalitesi yüksek.

SDW50 (3)

Yarış genelde çok tepelik bir bölgesi olmayan İngiltere’nin güney bölgesinde geçiyor. Bu rota sizi deniz kıyısındaki Eastbourne kasabasındaki atletizm parkurunda bitiş imkanı veriyor. Atletizm parkurunda bitirmek benim İngiltere2de iki kere deneyimlediğim eğlenceli bir konsept.

Parkur yükselti grafiği ise genelde hep kısa mesafe iniş ve çıkışlar ile dolu bazen 100 baze 500 bazense 200 metre irtifa aldığınız küçük ama yoğun tepecikler… Bu in çıklar çok fazla olunca psikolojik olarak da insanı yorabiliyor.  SDW50nin UTMB ye 2 puan verdiğini belirtmek isterim.

parkur

SDW-MAP

Parkur ise boggy dediğimiz süngerimsi ıslak çimen, toprak, nadiren şehir içi en fazla 50metrelik asfalt geçişleri olmak üzere %90 oranında patika. Bazen tebeşire benzeyen kaygan zemin oluyor ki SDW parkuru bu konudan en teknik yerlerden biri. Burda daha önce koşmadıysanız düşmeniz garanti çünkü bu zemin genelde ıslandığında çorap ile zeytinyağı dökülmüş mermerde koşma ile aynı mantığı içeriyor 🙂

SDW50 (1)

Dediğim gibi kontrol noktalarında müzik yapan aileler, eğlenceli çocuklar, jelibon, bisküvi, jel, kola, çay, kahve , su ve soda var… Genellikle yeterli.

print1

Uzun etaplarda çorba istesem de bulamadığım tek yer İngiltere bu konuda Fransızlar maalesef dünyadaki en iyi kontrol noktası hazırlayan ülkelerin başında geliyor.

SDW50 (2)

Start’ı alırken daha önce SDW100 sırasında bana yardımcı olan bir iki kişiyi görüyorum. Zorunlu malzeme kontrolü ve yarış sonu geri alacağımız drop bag kontrolünden sonra sabahın köründe bizi yarış alanına bırakan John’un eşi ayrılıyor. Portatif tuvaletlerde rahatladıktan sonra startı bekliyoruz. Genelde her yarışta daha az malzeme taşıyorum. Bu yarışta tek lüksüm katlanır Sinano batonlarım. RAIDLIGHT Ultra Light Ceketimi ise ilk kez deneyeceğim.

Yarış hızlı başlıyor. Ben daha öncelerden artık alıştığımdan direk yavaşlıyorum. Eğer yarış 50km üzerinde ise ve hızlıca dar bir patikaya girilmeyecekse abanmanın alemi yok. İznik yarışında ilk 4. kmde tepeye çıkmaya başlamadan önce 41. Tepe bitince ilk kontrol noktasında 25. yarış bitince ise toplamda 15. idim. Negatif split’i becerebiliyorsanız ve vücudunuza alışıksanız acelenin alemi yok. Netekim 6.km’de bileğini burkmuş birinin geriye doğru yürüdüğünü gördüm ve üzüldüm…

sdw50-13

Diğer bir konu beslenme. John’a sürekli su iç su iç diyerek hem kendim hem onu kontrol ettim. Dolayısı ile kramp ve dehidrasyon yaşamadık. amacımız 11 saat altında bitirmek idi. 10 saati bu hava ve az antrenman ile zorlayamayacağımızı sonuna doğru anladık ve zorlamadık.  Yarışta özellikle müzik dinleyebileceğiniz ve keyifli bir yarış. Ben genelde dinlemesem de rüzgarı bol açık alanlı bir yarış olduğundan yalnız kalınca ihtiyacınız olabiliyor.

SDW50 (5)

Kontrol noktaları GPS ve km hesabına göre tam olduğu noktada. Manuel bir kontrol var. Çip yok. Yarış numaranız kapıdan 50m önce bağırılıyor. İki kişi ise elle yazıyorlar. Sonra PCye giriyorlar ve hemen yüklüyorlar. İznik yarışından veya UTMB’den sonra daha ilkel diye düşünseniz de gecikmeli olarak iyi ve hatasız işliyor. İleride çip sistemine geçeceklerine eminim.

SDW50 (6)

Bu yarışta John’un bana kıskançlıkla baktığı konulardan biri neredeyse artık uzman hale geldiğim baton konusu. Çıkışlarda en az 10 kişiyi her seferinde geçmem ama inişlerde hafif İngilizlere geçilmem tamamen yarış boyunca konumuz idi. İniş tekniği sürekli olarak gelişiyor ve çok daha korkusuz ve başarılı olsam da çıkışta quad ve bacaklarımın farkını hissettirmek hoşuma gidiyor. Bir nevi patikaların Marco Olmo ‘su ya da yolların Marco Pantani’si bana ilham veriyor diyebilirim 🙂

SDW50 (8)

Yarış boyunca yaşadığım gene tecrübe kazandığım konulardan biri hava tahmini. Bulutlar ve rüzgarı anlamak bunları da zamanla öğreniyorsunuz. Hava güzel ve normal iken, 5 kişi bir arada koşuya devam eden herkesi durdurup, ‘giyinin’ diye onlara emir verip arkasından 45 saniye sonra dünyada yakalanabilecekleri en ağır sağanak yağmura goretexleri giydikten 10 saniye sonra yakalanınca yarış sonuna kadar peşimizden ayrılmadılar 🙂 Bu kritik doğru zamanda giyinip soyunmazsanız kesinlikle hasta olmanız garanti. Yarışta naneyi kaptınız mı eğer finişe daha çok varsa ayvayı yediniz demektir. Bunun için doğru zamanda giyinmek kritik.

SDW50 (9)
Finiş’te her zaman olduğu gibi küçük Türk bayrağım ile finişe John ile beraber girdik. Madalyamızı aldık ve fotolarımızı çektirdik. Fotoları daha sonra beraber paylaşıp online satın aldık. Nasılsa çoğunda yan yanaydık.

SDW50 (11)

Yarışta aklımda kalan en önemli konulardan diğer tüm yarışta ilk defa ok kopmadan baştan sonra biri ile girmek oldu. John düzlüklerde bana güç ve koşma azmi verdi. 60 yaşının üstünde ve koşuya geç başlayan birinin bu kadar dirençli olması muhteşem. Aynı şekilde doğru beslenme, malzeme, yokuşta sürükleme ve teknik inişlerde John’a destek olabildiğim kadar oldum.

SDW50 (10)
Tam 10 saat 45 dakika civarı yarışı bitirdik. Atletizm pistindeki tur en keyiflisi idi. Son 2km karanlığa yaklaşırken koştuk. Bitince T-Shirtümüzü aldık. Acılı bir makarna içimizi ısıttı. Giyindik ve kirlilerimizi torbaya doldurduk. John’un bir arkadaşı saolsun bizi o sırada ordan aldı ve 2 saatlik yolculuk sonrası evimize kadar bıraktı. Buz banyosu, güzel yemek ve dinlenme sonra tam 10 gün sonra İznik  Ultra Maratonu 80km parkurunda belki de bu antrenman yüzünden 09:55 gibi en iyi derecemi yaptım.

SDW50 (12)

Diğer ultra maraton yarışlarımı ve yarış raporlarımı okumak isterseniz tıklayınız.

Kurabiye 2010

Kurabiye Macera yarışı 2010 versiyonunda 94 kişi yarıştı. 4 parkur’da yapılan yarışın tüm detaylarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Ben ve takım arkadaşım Ülgen Kılıç ile daha önce bir 3.’lük (Ahmet Şahinöz ile Zıkkım ekibi olarak 2008’de) ve bir 4.’lük ( Gökben Utkun ile 2009) almıştım. Bu seferde 5.’lik (24 takım arasında) alarak yarışı başarı ile tamamladık.

Aşağıda hikayesini anlattığımız fotoğrafların bazılarını Ayşin Özer Başkır, Ulaş Önol, Caner Odabaşoğlu ve www.fotohasan.net‘ten (Teşekkürler Hasan Abi) paylaştığı ve yayınladığı fotoğraflardan aldım; şimdiden çok teşekkürler.

Yarış öncesinde haritamızı kestik, yapıştırdık ve üzerinde çalışmalarımızı gerçekleştirdik.

Yarışın detaylı anlatımını takım arkadaşım Ülgen Kılıç dile getirdi. Aşağıda Ülgen’in anlatımı ile yarışın özeti:

Start noktasında Caner ondan geriye doğru sayarken bir de baktım bir şey eksik, Emre yoktu sağa bakın sola bakın derken Caner bir dediği anda Emreyi gördüm ve koşmaya başladık.

İlk hedef yarışa katılan bütün yarışmacıların gitmesi gereken bir nokta idi ve biz yaklaşık 2 km lik bir koşunun ardından hedefe ulaştık ancak hedefin etrafında 5 dk kadar hedefi aradıktan sonra zımbayı basabildik.

2 hedefe 4 km vardı. Bunun 3.5 km sini koşarak gittik ve 2 hedefi küçük navigasyon tereddütleriyle de olsa almayı başardık 107 ve 108 no’lu (aldığımız sıraya göre 2 ve3)  hedefler 15 puanlıktı ve bir hafta önce Emreyle koştuğumuz rotanın bir kısmını içeriyordu. 108 nolu hedefede aynı koşu temposuyla 2,5 km gittik devam ederek yarışın başında hazır yorulmamışken gidebildiğimiz kadar çok mesafe gitmeyi amacımızı gerçekleştirdik.

102 nolu hedef heyecan ve kafa karışıklılığının verdiği kararsızlıkla her hafta koşarken gördüğüm ve bildiğim göleti bulmaya çalışmayarak önümüzdeki 3 takımın aradığı yerde aradık ve biz hala orda ararken o 3 takım yaptıkları hatanın farkına vararak 102 nolu hedefi de almayı başardılar. Bu noktada komik bir video çektik. Bu Video yaklaşık 5 dk sürüyor ve özellikle hafif malzeme kullanımı ve bunları kullanmayan”bazı” arkadaşlarımıza kinayeler içeriyor 🙂

 

Ancak bu hedeften sonra aramızda en fazla 10 dk vardı ve önümüzdeki takımların hata yapıp bu farkı kapatmamızı sağlamalarını bekliyorduk ancak 4 km koşup Kirazlıbente geldiğimizde o hatayı biz yaparak aramızdaki farkın daha çok açılmasına neden olduk. Yanlış bir yola dönüp 800 m kadar içeri girdikten sonra hatamızı anlayıp Kirazlıbente kano noktasına doğru koşmaya başladık kano noktasına gelip kanoları indir çıkar yaptıktan sonra üşümüş ancak 10 dk da olsa ayaklarımız dinlenmişti.

Bu noktaya kadar 85 puanımız olmuştu.103 nolu noktaya 1,5 km lik bir koşunun ardından girceğimiz girintiyi doğru bir şekilde bulup geniş ve dik bir yarığın içinden 40 metre kadar yukarı tırmanarak 103 nolu hedefi de aldık. 112. (7.) noktaya arkamızdan gelen 1 takımında bizi geçmesini kaldıramayacağımız için 1,5 km balçık içinde koşarak ilerledik 15 metrelik dik bir yokuşu da çıktıktan sonra 112. hedefi arkamızdaki takımdan önce aldık ve burada bir taktik hatası yaptık.

Aslında bu hatayı bilinçli olarak yaptık.  Almak zorunda olduğumuz son iki hedef kalmıştı ve biz bu hakkımız  15 puanlık iki hedef yerine 10 puanlık olanlara gitmekte kullandık ve arkamızdaki takımdan ayrılarak  ayrı yönlere doğru yola koyulduk. 116 nolu hedefe 3 km lik yine yarısı balçıkla kaplı zorlu bir yoldan gittik, bu yol üzerinde Petek ve Matt’i gördük.

Onları arkamızda bırakarak koşmaya devam, koş koş koş116’yı aldık ve yola çıkmak için kullandığımız girintiyi tırmanırken bir video çektik. Yola çıktıktan sonra 750 m lik bir koşuyla alabileceğimiz son hedef olan 109 u orman yangın gözetleme kulesinin tepesine konmuştu. Müthiş bir manzara inanılmaz soğuk rüzgar esiyor.

Artık yarışı bitirdik son 3,5km Emrenin verdiği gazla koşmaya çalışıyoruz son gücümüzle. Finiş noktasına geldik ve kayıt masasına gidip kartımızı teslim ettik. Tam giriş süremiz 14:58 idi. Aslında 1 saatimiz daha vardı ancak yarışı keyfli bitirmek için kendimizi zorlamadık ve diğer 15 puanlık 2 noktaya gitmedik.

Yarış sonrası Macera Akademisi yöneticilerinden Ayşin Özer Başkır’a pozumuzu vermeyi ihmal etmedik. Daha sonra acaip şekillerdeki, esneme, ve rahatlama hareketlerimize başladık 🙂

En keyifli zaman temizlenip, kıyafetlerimizi değiştirip, bu yarışta olan dostlar, yarışmayan ama destekleyenler ile Aktif Pedal ile Sıcak Şarap, Sucuk mangal keyfi, Red-Bull ile müzik ve partileme, olduğun yerde zıplayarak ısınma ve Caner’i ve Tatiana’yı dinyerek sonuçları öğrenme idi 🙂

Sonuçlara gelince 130 puanla ilk3’ten 10 puan eksik olarak 5. olduk. Önce boynumuza 4.’lük madalyasını taktık, sonra ise bu değişti 🙂

Bu tarz aksaklıkların inanılmaz normal karşılanması gerekiyor. Tam 100 adet buruşmuş, ıslak kağıt gecenin köründe organizasyona teslim ediliyor ve buna rağmen Macera Akademisinin “epik” bir yarışa doğru gittiğini, her zaman katılanlarının sayısının arttığını ve harika bir organizasyona yokluklar içerisinden sıyrılarak imza attığını belirtmek istiyorum.

Bu tarz yarışları bugüne kadar en kaliteli ve en güzel şekilde düzenleyen ekibe tekrar tekrar teşekkür ederim. Harika bir pazar geçirdik sayenizde…

Not: Dondurmaya batırılmadan ve yenmeden 5 dk önce 5.’lik madalyası 🙂


TOFD Bağış 2010

Hayatınızdaki en mutlu anlar nedir ? deseniz hayatta çok şey sayılabilir…. Sevdiğiniz bir kelime duymak, bir beğendiğiniz hediye almak, bir öpücük, bir sarılma… Bunların bazılarını yaşıyoruz gün içinde. Ya yaşamadıklarımız ? Daha doğrusu şanslı ve bu şansı kendi yaratan bir avuç insanın yaşadıkları ? Dün şanslı bir avuç insan olarak çok ama çok farklı bir gün daha yaşadık. Ben kendi adıma 4. kez yaşıyorum bugünü…

Koşuyorum ve bağış topluyorum. Ve bu bağışlarım sayesinde, yürüyemeyen insalar hareket ediyor, koltuk değneği ile yürümek için çaba sarfedenler hızlıca işlerini hallediyor, sokağa çıkıyor, topluma karışıyor. Nüfusumuz %10’una yakını engelli. Trafik kazaları, akraba evlilikleri, kazalar, genetik hastalıklar… Ama bu onların suçu değil… Hayatı herkes gibi onlarda hakediyor ve bizimle yanyana olmak istiyorlar.

Ben dün 4. kez onlarla beraber oldum. Beraber güldük, beraber alkışladık. Onların alkışları ile 55 bağışçıdan topladığım 2.400 liranın nasıl bir akülü tekerlekli sandalyeye dönüştüğünü gördüm. Verdiğiniz 10, 30, 100 ve 400 liraların nasıl birikip bir akülü sandalye ettiğini ve üzerine oturan birini nasıl gülümsettiğini gördüm.

Benim için hayatımdaki en mutlu anlardan biri idi…

Başkanlarımız Renay ve Itır’ın konuşmasını izlemek için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

 

Teşekkürler Adım Adım. Son 4 senede bu ülkeye çok şey katıyoruz. 1.1 Milyon TL bağış toplandı. 300’e yakın Akülü tekerlekli sandalye ile 300 kişi sokaklarda.

Yanınızdan akülü tekerlekli sandalyeler geçtikçe bana gönderdiğiniz bağışları ve benim 42.2 Km boyunca koşarak gülümsediğimi hatırlayın…

Emre

Yaptığım Bağış Koşuları


Gece Belgrad Antremanı

Saat sabaha karşı 3.09… Sedef’in Alarm’ı ile uyanıyorum. 3:23’te kapıdayım. Eşyalarım geceden hazır. Araba ile Etiler’e şirkete gidiyorum. 5 dk sonra Fırat Gürler geliyor. Taytları ve uzun T-Shirt’ün İstanbul’un en nemli gününde çektiğini görünce soruyorum ; “Hayrola ?”  Cevabı basit: Sinekler 🙂 Gece 4’te Belgrad ormanı girişinde bekçi yüzümüze tuhaf tuhaf bakıyor. İçeri giriyoruz. Koca otopark’ta tek başımızayız.

Bu antreman’ın iki amacı var. Biri benim Ultra Maraton Mont Blanc’da Yaklaşık 7.5 Saat karanlıkta yürüyecek ve koşacak olmam ve ona hazırlık. Digeri ise Cumartesi günü yapılacak Macera Akademisinin Yeni Ay 2010 yarışında Uzun parkurda ter dökecek Fırat’ı yarışın gece etabına uyum sağlatmak.

Zifiri karanlık. Kafa fenerleri açılıyor. Bagaj ve far lambaları ile hazırlıklar tamamlanıyor. Bir Jel, Bir enerji şekeri, 1.4 litre su,  Exo Calf’lar, Salomon ayakkabılar,  Fotoğraf makinesi hazır… En keyiflisi yeni aldığım çantayı ilk test edişim; Salomon XT Wings 5. Yazısı çok yakında…

Arabayı kapatıp fenerlerle yürümeye başlıyoruz. Neşet suyundan tam 6 köpek + 2 bağlı büyük bekçi köpeğinin havlamaları ve bizzat fiziksel eşliği ile yola çıkıyoruz. Zaten daha sonra 5 tane süper komik birbirinden tip köpek bizi tam 15 KM takip ediyor. Yeni aldığım Garmin Foretrex 401 Kol GPS’imi açıyorum. Hemen sinyali buluyor. Ormanda kullanamayacağım korkusu taşıyordum.

Önce 1.9 Km yürüyoruz. 26 dakika sürüyor. Bu kaydın hemen sonrasında trip bilgisayarımı temizlemediğimi fark ettiğimden kısa bir reset atıyorum.  Yürüme , koşma, haritalara bakma, gece karanlığına alışma ile karışık koşma yürüme ve orman keyfi temalı gece antremanına başlıyoruz.

Ormandaki çöpler, su birikintileri bizi yavaşlatıyor, çamurlardan korunmaya çalışırken sıcaktan bayılmış köpekler bizimle güvenli olduklarını hissediyorlar ama nem’den dolayı sulardan geçerek geliyorlar.

Nem %96. İnanılmaz bir sıcaklık ona rağmen uzun kollu giyiyoruz. Sinekler gün ışığı ile bize saldırıyor. Çoğu zaman durmak zorunda kalıyoruz. Bunlar büyük ve kara sinekler. Toplam 2 saat ormanda kalıyoruz. Gün ışıması ile özellikle nem ve sıcaklık artıyor. 1.9 Km yürümenin üstüne dur kalk bir 15 Km  daha gidiyoruz. Ve Günü böyle tamalıyoruz. Teşekkürler Fırat !

Faaliyet’in Garmin connect Raporu Aşağıda


Salomon Advanced Week 2010

Salomon’un elit atletlerinin ve dünyaca ünlü bloggerların bir araya geldiği, yeni ürünlerin ve teknolojilerinin neler olacağı ve detayların konuşulduğu 3 günlük bir kamptan sizlere bahsetmek istiyorum.İsmi Salomon Advanced Week yani Salomon Gelişmiş Test Haftası

Bu kamp Güney Fransada gerçekleşiyor. Bedoin şehri bu kamp’ın merkezi ve Ventoux (1909m) dağının eteklerinde. Test çalışmaları ve  tüm koşular özellikle yeni Salomon Lab ürünleri Killian Jornet, Jonathan Wyatt gibi sporcular tarafından deneniyor ve bu blogcular vasıtasıyla paylaşılıyor.

salomon-banner

Daha önce bende bu blogcular arasına girmek için başvursam da maalesef sitemin kısa vadede Türkçe olmasından ve ülkemizde Trail Running’in gelişiminin yetersiz olmasından dolayı sanırım seçilemedim. Bu konuda gönüllü yaptığımız çalışmaların devamı gelecek… 🙂

Özellikle EXO Tayt, Calf yani alt bacaklarınızdaki krampı azaltıcı ürünler, S-Lab ayakkabılarının 3 ve 4. versiyonlarının ön testleri, yeni duyduğum kolalr için gene sıkıştırma (kompresyon) teknolojisi içeren destek malzemeleri, Salomon Speed Cross 2 ve GTX Gore Tex versiyonlarının test görsel ve haberleri bu bloglar vasıtasıyla bizlere ulaşıyor.

Ah orada keşke ben de olsaydım demekten kendimi alamıyorum 🙁

Advanced Week Web Sitesi Adresi

http://www.salomonflightcrew.com/index.php?page=advanced-week

Kampta olan Bloggerların Web siteleri

http://x-cphil.blogspot.com/

http://challenge-by-choice.blogspot.com/

http://www.gripmastertrails.com/en/

Other Salomon Reviews /Diğer Salomon Ürün İncelemeleri


Atlanta

Atlanta’ya 6 günlük bir iş ziyareti gerçekleştirdim. Bu iş ziyareti sırasında şehri çok gezme fırsatı bulamadım. Ancak elimden geldiğince gezebileceğim noktalarına gittim. Sabah erkenden kalkıp 2 defa uzun mesafeli koştum. Elimde harita bilmediğim mahallelere daldım , çıktım gayet eğlenceli idi… Öncelikle 3 günlük çeşme gezisi sonrası 6 saat içinde Atlanta’ya gitmek zorunda kaldım. Dolayısı ile aktarma yaptığım Amsterdama ilk uçuşum uçağında müsait olmasından dolayı kesintisiz uyumak ile geçti.

2. uçuşumda ise uçakta kitap okuma, jimlastik yapma ve film izleme gibi aktivitelerden dolayı 9 saati doldurmak ile geçti. Şehrin tam ortasında olan otelime varmam havalimanından 20 dk sürdü. Havalimanındaki ekstra güvenlik ve valizlerinizi önce alıp sonra verip metro ile peşine düşmemi saymazsam tabiiki… 🙂

Ertesi sabah ilk ziyaretimiz ekip arkadaşlarım ile Bagel Factory oldu. Simit benzeri ve üstüne sossürülerek yenen bu hamur işini ben içinde yumurta ile tercih ettim bir de üstüne sosisliyi cila çekerek güne başladım…

Bagel Idman Yurdu

Microsoft Türkiye Ekibi; Emre, Egemen,Ceren ve Fırat…

Bagel Sosis

Şehrin içerisi ise gayet düzenli.Atlanta’nın en önmli özelliği ABD’deki en büyük Afro-Amerikan topluluğu barındırması. Bunun sokakta, kafeteryada, restoranda her yerde görüyorsunuz. Sokaklar boş. Nüfus çok yoğun değil. Krizden dolayı çok fazla evsiz ve sokakta dilenen insanlar var. Özellikle trafik ışıklarında. Bu arada belirteyim; Atlanta’nın şehri şeftali meyvesi ile anılmakta.

Atlanta Eczane Heykel

Sürekli oalrak gün içerisinde ise konferans ve toplantılarla geçirdiğimiz gün sonrasını toplu alışveriş için Mall denilen büyük alışveriş ve ucuzluk merkezlerine giderek geçirdik. Çok ciddi miktarda bir alışveriş yapmasamda acil durum için gereken ilk yardım malzemeleri, enerji jelleri ve meşhur www.rei.com dükkanından gereken malzemelerimi toparladım. Atlanta’nın iki büyük önemli firmayı bünyesinde barındırdığını belirteyim. Biri Coca Cola Müzesi ve genel müdürlüğü. Cola müzesini ise gezdim ve beğenmedim. Çok daha etkileyici bir şey bulacağımı zannediyordum.

Cola Müzesi

Diğeri ise CNN haber kanalının merkezi. Cnn Binasının alt katında bir yemek alanında Körfez savaşına katılmış bir haber aracının fotoğrafını çektim. Müzesini gezmeye fırsat olmadı.

CNN

CNN HUMMER

Ayrıca konferans sonunda şirketin bizim için düzenlediği 13.000 Kişilik açık hava partisinde ise Coca Cola müzesi yanındakiAkvaryum müzesi gerçekten çok keyifli idi. Dünyadaki en büyük cam akvaryumlardan biri olan alanda, çekiç kafa köpekbalığı, manta balığı, tropik yengeçler gibi deniz canlılarının yanı sıra fotoğrafını çekemediğim ama çok etkileyici olan TITANIC’den çıarılan eşyaların sunulduğu müzeyi gezme fırsatım oldu.

Akvaryum Atlanta Akvaryum Atlanta Akvaryum Atlanta

Akvaryum Atlanta

Akvaryum Atlanta

Son günümü ise daha çok sokaklarda koşarak, Barnes ve Noble kitap evinden kitap alarak geçirdim. 30 derece olmasına rağmen nem azdı ve gerçekten 6-7 km’lik çok keyifli bir şehir içi koşu yapma fırsatı buldum. bu sırada çektiğim fotoğraflar aşağıdaki gibidir…

Atlanta hakkında daha fazla bilgiyi çok yakın zamanda siteye ekleyeceğim…

Atlantada Kosmak Sincap Atlantada Kosmak

Atlantada Kosmak Atlantada Kosmak Atlantada Kosmak

Atlantada Kosmak

KLM


Faydalı Bağlantılar

http://en.wikipedia.org/wiki/Atlanta

http://www.atlanta-airport.com/

http://sozluk.sourtimes.org/?t=atlanta

Above Atlanta Skydiving Center
American Adventures
Andretti Karting and Games
Atlanta Botanical Garden
Atlanta Cyclorama & Civil War Museum
Atlanta History Center
Atlanta Motor Speedway
Atlantic Station
Braves Museum & Hall of Fame
Chattahoochee Outfitters
City Segway Tours
ESPN Zone
Federal Reserve Bank Monetary Museum
Fernbank Museum of Natural History
Georgia Aquarium
High Museum of Art Atlanta
Imagine It! The Children’s Museum of Atlanta
Inside CNN Tour
Kangaroo Conservation Center
KangaZoom
Mad Mad Whirled
Malibu Grand Prix
Margaret Mitchell House
Martin Luther King Jr. National Historic Site
Maxx Family Fun Entertainment Center
Medieval Times
Michael C. Carlos Museum
Millennium Gate
National Museum of Patriotism
Oakland Cemetery
Piedmont Park
Rhodes Hall
Six Flags Over Georgia
Stone Mountain Park
The Wren’s Nest
Underground Atlanta
White Water Six Flags
World of Coca-Cola
Zoo Atlanta

Burgazada’da Sabah Koşusu – MORNING RUN IN BURGAZADA

Cumartesi sabah saat 6:30’da diktim ayağı Sedefi… Mahmurlu gözlerle giyindik ve Bostancı vapur iskelesine gittik. 7:10 vapuruna bindik. Güzel serin bir hava eşliğinde Burgazadaya indik.

I awake Sedef at 6:30 on Saturday morning… We changed clothes with sleepy eyes and went to Bostancı Ferry and got on the ferry at 7:10. With fresh and chilly air, we arrived at Burgazada
Burgazada

Ben giyindim, hazırlandım. Yanıma 1 tane acil durum için enerji jeli, 250ml powerade ve aşağıdaki haritamı aldım (Teşekkürler Barış Öztürk) ve sahildeki pastahane önünden koşmaya başladım. Hem güzel bir çıkışinişli koşu yapacak hem de geçen haftaki yarışta kalan noktaları bularak orienteering becerimi biraz daha geliştirecektim. Ayrıca noktalarda kalmış olan zımbaları alarak büyük bir sevapta işleyecektim. 🙂

I changed my clothes and got ready, took an emergency energy gel, 250ml powerade and the map below (Thanks to Barış Öztürk), and start running from the pastry on the coast. I would both have a great run and develop my orienteering skill by trying to find the spots of the race from the last week. Also, I would take the pins on the spots and would do a big favor.
Burgaz Koşu Haritası

İlk önce vapur iskelesine sırtımı verip sola doğru koşmaya başladım. Şehir merkezi biter bitmez yokuş başladı ve daha sonra toprak oldu. Yokuşta tempomu düşürdüm ve ilk sapakta 1. zımbayı aldım cebime attım 🙂

First, I started running towards left having the ferry on my back. The slope part began as soon as the city center ended and it became soil ground. I downed my pace at the slope and got the first pin at the first turn.

Daha sonra tırmanış azaldı ve tepenin sırt bölgesinden koşmaya başladım. U çekip bir üst kata çıktım ve tekrar bu sefer tepedeki Rum manastırının olduğu noktaya koşmaya başladım. ormanlık piknik alanında benim gibi koşanlara rastladım. Burgazada da yerleşmiş olan genç yaşlı bir grup koşan kişiye rastladım. Biraz sonra aşağıdaya doğru inişe geçtim ikinci zımbayı aldım. Daha sonra uzun bir iniş ile Kalpazankaya diye adlandırılan parkın oradan dönüş yaptım, şehir içinde bir zımbayı daha bularak sahil bölümünden pastahaneye geldim.

After a while, climbing got lowered and I started running on the back side of the hill. I got a U turn and got up on higher, and starting running towards Greek Monastery on the hill. In the picnic area in the forest, I saw people running too and also I saw a group full with young and old running. After a while, on my way down, I got the second pin. After that, with a long downslope, I got another turn from the park called Kalpazankaya and found the other pin in the city park and came back to the pastry from the coast line.

Uzun süredir ormanda koşuyorum ama Burgazada sakinlik, deniz manzarası ve zaman zaman esen rüzgarı ile bana daha keyifli geldi. Bir de yıllar önce çıkan yangında tepe bölümleri yanmasaymış ne güzel olurmuş. Pastanede ise su böreği, peynirli açma ve buz gibi limonata ile ödüllendirdim kendimi. Gazeteleri yemiş bitirmiş olan eşimi de alarak 9:35’te bostancıda olacak vapurumuza binip döndük 🙂

I have been running in the forests for a long time, but Burgazada was more enjoyable with it calm environment, wind and its sea view. If the hill parts hadn’t burnt down in the fire years ago, it would be a really great place. I bought delicious pastries and a cold lemonade to award myself. I took my wife who literally finished all the newspaper and went back to the ferry at 9:35.

Koşu Sonrası Keyif Sedef ve Emre- Burgazada

Tags:  Rum manastırının, Burgazada, Kalpazankaya

Salomon Exo Calf II ve Exo SS Testi

Evet bazılarınıza Nasa ürünü gibi gelebilir isim itibari ile 🙂 Katılıyorum. Bugünden başlayarak ürün testleri ve incelemelerini de sizlere sunarak macera yarışları, koşu, bisiklet gibi sporlarda kullandığım ürün ve ekipmanları sizlere tanıtacağım. İlk tanıtacağım ekipmanım Salomon Türkiye’nin yardımı ile Fransa’dan gelen ve macera yarışı gibi fiziksel dayanıklılık gerektiren sporlarda kullanıldığında atletlerin fiziksel olarak ağrı, krampve diğer zorlanmaları azalttığı labaratuar ortamlarında kanıtlanmış kompresyon çorabı Exo Calf II.

EXO CALF II EXO CALF II EXO CALF II

Ürün bir çorap şeklinde isminde de anlaşılacağı gibi bacağın “calf” yani alt baldır kısmına giyiliyor. Giyildikten sonra gerekli ısınmanızı yapıp yarış sırasında sürekli olarak aynı şekilde kullanmaya devamediyorsunuz.Üzerindeki bal peteği teknolojisi ile bacağınızdaki kan dolaşımı ve laktik asit birikimini engelliyor. Bu sayede ani hareketler, zıplamak , yüksek yerden atlamak gibi trail running ya da macera koşuları ve yarışlarında sakatlanmanızı ve kramp ile yarışta zorluk çekmenizi engelliyor.

Verilen rakamsal analiz verilerine göre  Exo Calf II kan akışını arttırarak bacağınızı zorlama sınırını %15’e varan sürelerde esnetiyor. Aynı zamanda Laktik asit birikimini ise %29 azaltıyor. bu da kramp’ın engellenmesi açısından çok önemli.
EXO S-Lab Ekipmanları

salomon-banner

Ekipmanın üstümde iken test sırasında fotoğraflarını aşağıda bulabilirsiniz. Triton Macera yarışında ise bisiklet, koşu ve diğer etaplarda diz kalça arasında özellikle ani ısı  değişimi ve oturuş pozisyonundan dolayı Kano etabında krampa maruz kalmama rağmen gerek Exo SS Zip Tech Tee gerekse Exo Calf II kullanımından dolayı kesinlikle diğer bölgelerimde kramp ya da herhangi bir başka problem hissetmedim.

Emre tok; Triton Yarışında Emre Triton Yarışında

EXO SS ZIP Tech Tshirt ise koşu sırasında sırtınızda bulunan petek şeklindeki deseni ile zaten daha dik durmanızı sağlıyor ve sizi sarıyor. Koşu sırasında T-Shirt’un sizin vücudunuza adapte olduğunu ve sizinle beraber size destek olduğunu hissedebiliyorsunuz. Burada en büyük fayda koşarken sizin daha rahat nefes almanızı sağlaması. Giyip çıkartırken alışık değilseniz biraz zorlanmanız mümkün. Beden seçiminde ise bol gelen değil vücudunuza tam geleni seçmenizi öneririm.

Salomon Exo T-Shirt

Salomon’un tüm ekipmanları Türkiye’de CMS Spor tarafından ithal edilmekte. Ürünlerin çoğunu direk bulabileceğiniz gibi çok özel malzemeleri ise sizin için getirebiliyorlar.

S-Lab özel Salomon labaratuarı ve burada geliştirilen ürünler limitli sayıda, sadece yarışçılar baz alınarak üretiliyor, daha kaliteli, hafif, uzun süre dayanıklı ve özel.

Çok uzun süredir istediğim bu ürünleri beni kırmayıp Fransa’lardan getirten Salomon ekibine tekrar teşekkürler…

Other Salomon Reviews /Diğer Salomon Ürün İncelemeleri