Doğu Londra Gastronomi Turu

Londra’da yaşadığımız yaklaşık dört sene boyunca sanırım iki yüzün üzerinde restorana, puba ve bara gittik. Sadece çevremizde çok sık bilinen turistik lokasyonlarda dönüp durmadık. Londra’yı çok detaylı gezdik ve sanırım keyfini bu kısa sürede en üst düzeyde çıkardık.

Hiç bitmeyen enerjisi, sürekli açılan mekanları ile yemek sever bizleri çok memnun eden bir şehir olmuştur. Doğu Londra ki sadece bir kaç tane bilinen ve her yerde yazılan yerden oluşmamaktadır, bizim de en sevdiğimiz bölge idi. Bazen Istanbul’un yeni trendy noktalarına benzetilerek son derece hatalı betimlenen bu bölge ne karakter, ne mimari, ne gastro özellikleri ile maalesef ne Türkiye ne de başka bir şehirde benzeri olmayan bir lokasyondur.  

Londra’da yaşamadığımız bu dönemde yemek zevki, keyifli yaşamı, detaycılığı, kültürel birikimi ile yakın arkadaşımız Eytan Behmoaras’ın ilk defa misafir yazar olarak bizim için bu özel bölgeyi en iyi bilenlerden, koklayan ve her hafta yaşayanlardan biri olarak sizler için yazmasını istedik. O da bizi kırmadı  Sizleri Shoreditch’in ötesindeki Doğu Londra’da bir gastronomi turuna çıkaracağız bu yazımızda…. Teşekkürler Eytan!

Londra’nın doğusunda yer alan Borough of Hackney, güneyinde finans merkezi City of London ve batısında Londra’nın en güzel semtlerinden biri olan Islington’dan, doğuda olimpiyat köyünün yer aldığı Stratford’a kadar uzanan, oldukça büyük ve büyük olduğu kadar da değişik renkleri ve insanları içinde barındıran bir yerleşim yeri.

Hackney’in mahalleleri  Dalston, Broadway Market, Shoreditch. Haggerston, Hoxton icin bugün Londra’da yaratıcılığın, kültürün, sanatın, modanın, yemeğin, eğlencenin kalbinin attığı semtler dersek abartmış olmayız. Biraz bohem, halen fakir, oldukça trendy ve aynı zamanda çok da hızlı değişen, gelişen kısacası çok heyecan verici semtler.

WP_20140504_013

Turumuza Cumartesi sabahı Broadway Market’dan başlayalım. Broadway Market, London Fields isimli büyük parkin (Güneşli günlerde mangal ve piknik yapan gençlerle dolu oluyor normalde) yanında yer alan bir sokak. Buraya Dalston Junction istasyonundan doğuya doğru yürüyerek 20 dakikada ulaşılabilir. Yol üstünde, Londra’da en iyi kahveyi içebileceğiniz Allpress Espresso’nun Dalston’da açılan yeni mekanında mutlaka durmanızı tavsiye ederiz.  

Broadway Market’e ulaştığınızda sizleri Cumartesi günleri kurulan müthiş bir pazar karşılayacak. Her türlü yemeği yiyebileceğiniz, sokak çalgıcılarının olduğu, şarküteri, peynir ve bin bir çesit ürünü alabileceğiniz bir pazar. Burada kahve için tavsiye edebileceğimiz yerler, Climpson and Sons, Pavilion Bakery, L’eau  a la Bouche ve E5 Bakehouse.

Pavilion Bakery ve E5 aynı zamanda Londra’nın en iddialı ekmeğini alabileceğiniz fırınlar. E5 Bakery’in (ki Broadway Market’in paralel sokağında, tren raylarının altında) hemen yanında Patty & Bun isimli hamburgerci de bugün 3 subesiyle sehrin en lezzetli hamburgerlerini hazırlıyor.

Broadway Market’e geri dönersek, bütün yemek opsiyonları arasından bizim favorimiz Deeney’s isimli tostcu. Haggis’li (koyun sakatatından hazırlanan bir tür İskoç spesyalitesi) tostlarını denemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Cat & Mutton yine aynı sokak üstünde oturup bira içebileceğiniz çok güzel bir pub. Bugün Londra’da en otantik Thai yemeklerini yiyebileceğiniz Som Saa isimli lokantanın geçici adresi yine Broadway Marketin’in hemen iki sokak yanı. Öğlenleri sadece Cumartesi ve Pazar günleri açıklar.

WP_20140509_016

Broadway Market’dan ayrıldıktan sonra, hava güzelse, kanal boyunca yürümenizi öneririz. Kanal kıyısı yürüyen, koşan, bisiklete binen insanlarla her zaman hareketli, her zaman cıvıl cıvıl. Batı istikametine giderseniz, Dalston üzerinden Islington’a ulaşacaksınız. Eğer bir yerde oturup bir şeyler yemek isterseniz, kanal üstündeki Towpath isimli café’nin peynirli tostlarını tavsiye ederiz. Eğer, doğu istikametine devam ederseniz, Victoria Park üzerinden olimpiyat köyünün yakınındaki Hackney Wick’e varıyorsunuz. Hackney Wick, yazları sanat festivallerinin düzenlendiği, halen endüstriyel, çok salaş bir semt. Burada kanal kıyısındaki Crate Brewery’e gitmenizi öneriyoruz. Londra’nın en ünlü craft beer üreticilerinden biri ve pizzaları da nefis.

WP_20140807_012

Eğer güne Dalston / London Fields bölgesinde devam ediyorsanız, akşam yemeği için Pidgin’i mutlaka deneyin. £35’luk fiks mönüsü haftalık olarak değişiyor ve son derece yaratıcı ve kullanılan malzemenin kalitesinin öne çıktığı yemekler servis ediliyor.    

WP_20140504_008

Pazar günü Shoreditch’e yaklaşalım biraz. Columbia Road üzerinde bir çiçek pazarı kuruluyor ve sokak müthiş eğlenceli bir hale geliyor. Kurulan yemek standları, birbirinden enteresan dükkanlar vs. Buradaki favori lokantamız Brawn. Her daim güzel ama özellikle pazar günleri, haftalık olarak değişen, son derece hesaplı ve cömert bir fiks mönü sunuyorlar. Yemekler süper lezzetli ve ortam çok hoş. Kaçırmayın derim.  

Klasik bir Ingiliz pub öglen yemeği istiyorsanız, aynı sokak üstündeki Royal Oak’a mutlaka uğramanızı tavsiye ediyoruz zira sadece bir bira içmek için olsa bile… Hemen Columbia Road’un arkasında Hackney Road üzerinde Sager and Wild isimli şarap barına mutlaka gidin deriz. Süper bir ortam ve bardak ya da sişe olarak ısmarlayabileceğiniz çok geniş bir şarap mönüsü.

 WP_20140124_013

Buranın yine hemen yakınında, Pazar günü olmasa bile mutlaka deneyin diyebileceğimiz iki lokanta var. The Marksman son zamanlarda yenilenen çok güzel yemek yiyebileceğiniz bir gastropub (pub’dan bozma lokanta, bistro muadili) ve Lyle’s.

Lyle’s daha önce bahsettiğimiz Pidgin tarzı, günlük olarak değişen fiks mönü sunuyor akşamları. Öğlenleri ise alakart. Yine malzeme kalitesinin öne çıktığı, özenle ve yaratıcı bir sunumla hazırlanan yemekler son derece rahat bir ortamda servis ediliyor.

Sizi Shoreditch’in ötesine götürmeme sözü vermemize rağmen, Shoreditch’in tam da ortasında olan Lyle’s i es geçemedik. Oraya kadar gelmişken, Redchurch street’de bir tur atmanızı ve Londra’da Hint yemeğini tekrar tanımlayan Dishoom’da da bir şeyler atıştırmanızı tavsiye ederiz.

 WP_20140504_015

Son olarak, Shoreditch’i Dalston’a bağlayan Kingsland Road’dan kuzeye doğru devam edin. Kanal’a vardığınız zaman, ki Haggerston semtine ulaşmış oluyorsunuz. Berber and Q isimli lokanta da  bir şeyler atıştırıp bir kokteyl için. Yemekler çok müthiş olmasa da, ortam olarak şu anda Londra’nın en in lokantalarından biri. 

Bahsettiğimiz lokantalar’ın adres bilgileri, açılış saatleri ve rezervasyon yapmak için aşağıda belirttiğimiz web sitelerine danışmanızı tavsiye ederiz. Çoğuna online rezervasyon yapılabiliyor ve oldukça popüler olduklarından beklemek istemiyorsanız mutlaka yer ayırtmaya bakın… Bol keyifler….

WP_20140607_024

RESTORAN WEB SITELERI 

 

Beagle

Beagle’ı her hafta Salı günleri dağıtılan Time Out dergisinde gördük. Uzak lokasyonu ve önerilen mönüsü ile cazip geldi ve geçen hafta denedik. Oldukça büyük bir restoran, Bar ve Cafe kombinasyonundan oluşan Beagle Londra’nın doğusunda Hoxton Overground Tren istasyonunun köprüsünün altında. Heryerde gördüğünüz o isli ve kirli görünümlü tuğla duvarların içerisinde bir depo iken restorana dönüşmüş.

Beagle (3)

Geffrye Müzesinin arka girişine yakın bu restoran gerçekten lokasyon itibari ile sıfırdan yaratılmış ve harika olmuş. Eminim 2 sene önce buradan tren istasyonuna bile keyifli şekilde yürünmüyordur. Restoran’ın en keyifli tarafı dışarıda oturma yerinin fazlalığı. İkiye bölünmüş restoranda solda yemek rezervasyonu ve gündüz cafe için, sağ taraf ise kim önce gelirse oturur prensibi ile akşam Bar için ayrılmış.

Beagle (8)

Çok muhteşem bir kokteyl mönüsü bolca dövmeli orta yaşı geçmiş ama deneyimleri saçlarına vurmuş muhteşem bir garson tarafından önümüze bırakılıyor. Sıcak hitap şekli, mönü ve gastronomi bilgisi ile hemen dikkatimizi çekiyor. Onun tavsiyelerine uyarak hem ilerisi için hemde o gece için iyi bir sohbet yapmak çok hoşumuza gidiyor. Ben Vodka içeren bir kokteyl alıyorum. Fiyat Londra standartları için uygun ve Myles Davies isimli barmen’den sonraki tavsiyemiz ise Rhubarb ve Vanilyalı Bellini…

Beagle (2)

Özel Biralar da bulunuyor. Hopspur isimli Ale denenmeli. Yemeklerimizi iki başlangıç ve iki ana yemek üzerine kuruyoruz. Sedef Sardunya balığı ben ise Kuzu dili sipariş ediyorum. Başlangıçlar fiyatlarına göre ana yemek boyutunda. Bir sonraki sefer iki başlangıç alınabilir.

Beagle (5)

James Ferguson baş şef. Rochelle Canteen isimli restorandaki 4 yıllık deneyimden sonra burada hizmet veriyor. Başlangıçlar son derece lezzetli. Dışarıda oturduğumuzdan hava güzel. Keyfimize diyecek yok. Ana yemeklerimizi söylemeden önce genelde nelerin meşhur olduğunu garsonumuza soruyoruz. Cevabı, Izgara balık, Domuz göbeği, güvercin gibi İngiliz mutfağının klasiklerinin farklı uygulamalarla yapıldığını öğreniyoruz. Patlıcan, Soğan ve tütsülenmiş domates hele bir de yanında yoğurt ile servis edilince bize Türk yemeklerini hatırlatıyor.

Biz ise Kuzu boyun ve Boğa Kalbi’nde karar kılıyoruz. Boğa kalbi alttaki resimde sağdaki. Horseradish sosu ve ördek yağında kızarmış patatesi ile enfes. Ciğer ve biraz da  böbrek tadında ama döner gibi incecik. Yediğim en keyifli yemeklerden biri.

Beagle (6)

Beagle (7)

Beagle öncelikle hizmet kalitesi ile bizi cidden şaşırttı. Fiyatları ise bu kalite ve porsiyonlar için uygun. 4-5 kişi gidip 4 ana yemek söyleyip 2 başlangıçı paylaşarak harika bir akşam geçirebilirsiniz. Lokasyon uzak. Wimbledon’dan Overground ile 1 saat sürdü ama değdi. Zaten Cuma akşamı Beyoğluna Bağdat caddesinden en erken kaç saatte gidersiniz ki ? 🙂

Adres: 397-400 Geffrye St, London,  E2 8HZ

Venue phone: 020 7613 2967

Ulaşım: Hoxton rail

Snowdon

 Snowdon İngiltere’nin en yüksek dağı. Galler bölgesinde bulunmakta. İskoçya’da bulunan Scafell ve Ben Nevis ise diğer büyük dağlar. Aslında dağ dediğimiz zaman bizim Ağrı, Erciyes, Kaçkar ve Nemrut’a hatta Uludağ’a bile biraz ayıp etmiş oluruz. Çünkü Snowdon sadece 1.085, Ben Nevis ise 1.300m yüksekliğinde.

Snowdon (19)
Gel gör ki, dünyanın en iyi dağcıları ve keşifçileri her zaman İngiltere ve Commonwealth ülkelerinden de çıkıyor. Çok fazla ülkeyi zamanında fethetmiş, çok fazla keşif yapmış bu ülkenin torunları sürekli olarak trekking, doğa, dağ tırmanışı ve yürüyüşü ile büyüyor.

Snowdon (1)

İngiltere’ye gelip de hafta sonu yürüyüş yapmamak, doğaya çıkmamak inanılmaz derecede yanlış olur. Daha öncesinde Great Gable, Peak District, Lake District gibi bölgelerde hem dağ maratonlarıma hazırlanmak, hem de keyif almak üzere bir çok yürüyüş ve gezi gerçekleştirmiştim.

Snowdon (2)

Bu sefer Galler’i keşfetmek ve Snowdon’a çıkmak için Cuma akşamından Tren ile yola çıktım. 2.5 saat sonra Bangor tren istasyonuna ulaştım. Buradan LLanberis şehrine gidip kamp yapmayı planlamıştım.

Snowdon (44)

Tren istasyonunda Ondrej ve Zuzanna isimli iki Çek ile tanıştım. Çift olarak gelmişler ve Chester’da İngilizce dil kursundalardı. Onlarla taksi paylaşarak LLanberis’e geldim.

Snowdon (3)

LLanberis Snowdon’un eteklerinde küçük şirin bir kasaba. Gece çadırımızı kurduk ve 6 pound çadır ücretimizi ödedik. Kamp alanı keyifli, bizim gibi çıkış yapacaklar ile dolu. Kampta duş, tuvalet ve içme suyu hizmeti var. Çamaşır makinesi bulunuyor. Duş için 1 pound ile çalışan bir otomat var ve 6 dakika sana duş imkanı tanıyor.

Snowdon (4)

Gece barda bira içip sohbet ettik. Daha sonra biraz birşeyler atıştırdık. Onlar sabah geç çıkacaklarını ve sabah yemek alacaklarını söylediler. Ben ise daha çok fast hiking yapacağımı, çantamın 8 kilo kadar olduğunu (1.7l su, çadır, tulum ve mat dahil) düzlüklerde biraz koşacağımı, inişlerde baton vasıtası ile risk almadan ilerleyeceğimi belirttim. Biraz tek kalmak ve parkurda harita ile keşif yapıp bağımsız olmak keyifli olacaktı.

Snowdon (5)

Uzun süredir yarışlara hazırlandığımdan bu yaz daha boş ve keyifli geçiyor. En son haziranda 100 mil’lik South Downs Way yarışını ilk defa yarıda bıraktım. 126.km’de dizimi daha sonra da işe yarayabileceğini düşündüğümden risk etmedim. Şişmesi ilerleyince yarıştan çekildim. Tamamen antrenmansız katıldığım bu yarıştan sonra diğer bir 100 mil yarışımı daha bırakıp bu sene tamamen keyfe döndüm. Seneye umarım bomba gibi yarışlar ile geri geleceğim.

Snowdon (6)

Sabah ekibe elveda dedim ve Beddgelert kasabasında yani benim rotam ile yaklaşık 30km 2000metre pozitif tırmanış sonrasında buluşuruz diye söz verdik. Telefonlarımızı aldık. Ben Kamp alanından yukarı doğru yürümeye başladım, biraz asfalt sonrası rotaya girdim.

Harita sistemi İngiltere’de muazzam. Gitmeden önce 7 pound verip, inanılmaz detaylı haritanızı alıyorsunuz ve kendinizi bir anda elde harita bir yerlere giderken bulabiliyorsunuz.

Snowdon (9)

Bu rota beni Snowdon Ranger isimli rotadan biraz daha uzun mesafeden Snowdon’a çıkaracaktı.

Snowdon-Ranger-Path1

Çok keyifli hafif eğimle müzik dinleyerek yürüdüm. Sabah 9 gibi olmasına rağmen kimse yoktu.

Snowdon (11)

Burada daha sonra sırtı aştıktan sonra iyice gün ortasına yaklaştım ve hafiften yürüyenler ile karşılaştım. Ama asıl arkadaşlarım, kuzular, koyunlar ve sessizlik idi.

Manzara için sürekli durup fotoğraf çektim. GoPro maalesef çekim için muhteşem ama fotoğraf için biraz bekleyip sabit ışığı süzmesini beklemeniz gerekiyor. Ben ise hızlı hareket ettiğimden fotoğraflarım daha karanlık.

Snowdon (12)

Hava harika idi. Serin, Rüzgarlı ancak zaman zaman kısa kolla gitme riskini bile aldım. Yukarı çıkarken ise Goretex’imi giydim.

Snowdon (13)

Snowdon`un tepesine kadar bir tren çıkmakta. LLanberis’ten yaklaşık 40 dk süren bu yolculuk muazzam görünüyor. Ben yolda ilerler iken tren sürekli olarak sol tarafımdan ilerliyordu…

Çok fazla ses çıkarıyor ancak süper keyifli görünüyor. Yukarıya bununla çıkıp sonra yürüyenleri ya da direk bunla çıkıp inenleri de gördüm.

Snowdon (14)

Snowdon (15)

Snowdon (16)

Havanın harika olması ile uzak mesafelerde görüş açısı inanılmaz. İrlanda ile İngiltere arasındaki denizi bile bu açıdan görebiliyorsunuz. İlerisi Anglesea… Bir sonraki sefer orada Coastal yarışa katılmak gibi bir düşüncem de var.

Snowdon (17)

Snowdon (18)

Yukarıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz gibi Snowdon sol üst köşedeki sırtın en ilerisinde ve biraz sislerin arkasında. Aşağıdaki göller bölgesinde ise aslında Çek arkadaşlarımın Snowdon rotasını kaybettiğini ve kamp için burada göl kenarını seçtiğini bir gün sonra öğreneceğim… (Onlara benle gelin demiştim)

Wales (1)

Rüzgar bazen şiddetini arttırıyor, bazen se azaltıyor. Bu dağın arkasındaki yamaçtan zaman zaman diğer tarafa yol icabı geçmenizden kaynaklanıyor. Biraz zor yönetmesi, Çünkü Ceketi giymek ve çıkarmak gerekiyor ve hastalanmamak için dikkat ediyorum. Buff her zamanki gibi en büyük yardımcım…

Wales (2)

Artık son 500m, yukarıdan hızlıca inen bir arkadaşa rica ediyorum ve kendimin az sayıdaki doğru düzgün fotoğrafını çektiriyorum.

Wales (9)

Ve Zirve… 1085m… Gören de 4000’e çıktın zanneder. Nasıl bir kalabalık, mahşer yeri gibi. Tabi tren’in gelmesi avantaj ama emin olun en az yarısı hiking ile gelenler. Bayrağımla fotoğraf… Acaba burada Türk bayrağı ile fotoğraf çektirmiş olan var mıdır ?

Wales (15)
Burada tepede muhteşem bir tesis yapmışlar. Telefon çekmiyor ama Internet Wifi Ücretsiz ! Hemen Facebook aracılığı ile Check in yapıyorum. Sedef’e merak etmemesi için mesaj atıyorum. Başka türlü 4-5 saat daha sonraki kamp alanına kadar sesim çıkmayabilir. Burada hediyelik eşya dükkanı ve yemek büfesi ve otomatlar var. Ben kendi yiyeceklerimi tüketiyorum. Meraklı bir Singapurlu amca ile sohbet ediyorum.

Wales (16)
Daha sonra Rydu adı verilen rotadan iniş başlıyor. Burada amacım Yolun yarısına kadar inip dağın arkasına dolaşmak, tekrar Beddgelert kasabasına yönelmek.

Wales (17)

Snowdon (19)

Yukarıdaki göreceğiniz rota benim iniş yaptığım kısmın tam tersi. Miners Route. Daha rahat çıkılabilen rotalardan biri. Ben inişe geçtiğimde çğlen olduğundan sabah 10 gibi başlayanlar ancak 3 saatte buraya geliyordu ve rota inanılmaz kalabalık idi. Bununla ilgili videom da aşağıda, izlemenizi öneririm.


Snowdon (20)
İnişe başladım. Burada yamaç sırtında bir süre ilerledikten sonra yol çatallaştı. Aşağıdaki harita görebileceğiniz üzere ben Snowdon’dan LLechog’u takip en kalın beyaz rotanın ince rota ile birleşimine kadar inmeye başladım. Buradan amacım tekrar yukarıya Bwish Cwm üzerinden geçerek aşağıdaki haritanın sağ üst köşesinde bulunan tepenin arka sırtındaki kasaba olan Beddgelert’e ulaşmak olacaktı.

Snowdon-Ranger-Path1

Snowdon (21)

İngiltere’de ayrıca avcılık’da çok sevilen bir spor. Hayvanlar özellikle yürümeye ve koşmaya çok alışık.

Snowdon (22)

Her aile hayvan dostu ve çok fazla köpek var. Rota üzerinde köpeği ile tırmananlar çok fazla idi.

Snowdon (23)

Snowdon (24)

Artık BeddGelert’e ilerleme vakti. Buradan rota sıcak olmaya başladı. Tabi irtifa kaybetmenin etkisi büyük. Jeller, Sandwichler, Su ile ilerlemeye başladım. Su tüketimi fazla. Ve maalesef tepede su doldurmadım.

Snowdon (27)

Burada aslında Su filtresi almak lazım. Nehirlerden doldurmak akıllıca. Ancak çok fazla koyun ve kuzu otladığından suların pislenmesi olası. Daha önce Bolu’da zehirlenme geçirdiğimden su maalesef nehirlerden içmedim. Ama MSR bir su filtresi kesin alacağım.

Snowdon (7)

Burada biraz inişte hızlandım. Daha hızlı zaman kazanmak istiyordum. Rota inişe müsait idi. Yol yoktu ama çimenlerden dikkatlice tempo yaptım.

Snowdon (29)

Turist grupları geçtim ve ileride bir sapağa geldim. Buradan yol, daha küçük bir patika ile ayrılmakta idi. Burayı seçtim bu beni 7km sonra kamp alanına götürecek idi.

Snowdon (26)

Snowdon (28)

Burada ineklerin otladığı, bazen özel çitlerden geçmek zorunda olduğumuz bir rotaya çok dik ve sarp bir noktadan iniş yaptım.

Wales (21)

Burası inanılmaz dik idi ve kısmen kayarak ve kısmen oturarak iniş yaptım.

Snowdon (31)

Yukarıdakı fotoda dik inişi başarı ile bitirdikten sonra çitten atlarken 45 cm’den yere kapaklandım. O sahne Go Pro’ma aşağıdaki gibi yansımış…

Snowdon (32)

Büyüleyici bir yeşillik içinden geçiyorum… Sürekli fotoğraf çekmek isityorum ve yavaşlıyorum. Yarış olsaydı ya kaydetmez ya da çok ciddi geç kalırdım.

Snowdon (33)

Wales (18)

Snowdon (34)

Daha sonra harika bir patikadan koşuyorum. Biraz tempo yapıyorum ve inince muhteşem bir şelale ile karşılaşıyorum.

Snowdon (35)

Wales (24)

Buradan sonra bir otele geliyorum. Otelin önünde Galler dilindeki Telefon yazısı dikkatimi çekiyor ve kulübeyi fotoğraflıyorum. Bu otelden ilerliyorum ve yolun karşısında 1 km yürüdükten sonra Kamp alanıma geliyorum.

Wales (26)

Kamp alanım bu nehrin arka tarafında. Gayet nefis. En sevdiğim şey sadece çadır kuran alanlara ayrılmış bir kamp alanı. Ne kadar tehlikeli de olsa ayrıca gecenin köründe arabayı çalıştırıp ses yapan kamp alanları beni deli ediyor.

Snowdon (37)

Kamp alanlarını tercih etmemdeki nedenler, terledikten sonra duş alabilmek, su doldurmak, bazen sıcak su ile hazır yemek yapmak. Kamp alanlarında aynı zamanda bazen soğuk içecek te bulunuyor bu da kamp’ı keyifli hale getiriyor. Ayrıca yeni insanlar ile tanışmak içinde fırsat.
Snowdon (38)
Gece Beddgelert kasabası gezip kocaman bir Pizza yiyorum. Daha sonra erkenden uykuya çekiliyorum.

Wales (27)

Sabah 3 gibi korkunç bir fırtına ve yağmur biraz uyku kaçırıyor. 6’da uyanıyorum. Çadırı toplayıp tuvalete gidiyorum. Daha sonra sularımı dolduruyorum, zorunlu olarak kahvaltımı yaparak yavaş yavaş yürüyorum.

Wales (28)

Bu tabela çok anlam işaret ediyor. Gallerce Yavaş, ARAF demek… Artık Cennet ve Cehennem arasındaki ince çizgi mi siz karar verin diyor Trafik Müdürlüğü yani 🙂

Wales (30)

Patikadan sonra Watkins rotasında saat 11:00’e kadar tepeye çıkmak sürüyor. Burada göl kenarından yürüdüm ve yolda Pazar olduğundan benden başka kimse yoktu…
Wales (31)
2 saat içerisinde ulaşıyorum. Ama son bölüm sis altında zorluyor. Aşağıdaki fotoğraf Watkins rotasının başlangıcındaki şelalelerin yakınında.

Wales (33)

Bunun üzerine bir hidroelektrik santrali yapıyorlar. Ancak suyun debisini değiştirmiyor ve çok ufak görünmeyen bir santral. Burası bir kasabanın elektriğini üretiyor ve kesinlikle suya ya da akıma zarar vermiyor. Bizdeki HESler ve onu geliştiren zihniyete duyurulur…

Snowdon (40)

Bu seferki rota Watkins rotasından Snowdon’a çıkmak ve Llanberis rotasından aşağı inmek. Bunların fotoğraflarını aşağıda bulabilirsiniz.

Watkin-Path

Watkins rotası genelde kayalık, basamak basamak çıkılan bir rota. Zaman zaman dikleşiyor.

Ancak haritada tepede göreceğiniz zigzag kısım tamamen ellerinizin yere değdiği, sis var ise rotayı kaybedebileceğiniz, zor bir 500m tırmanış. O bölüm çantamdan dolayı biraz denge ve dikkat istedi. Sonunda yukarı çıktığınızda Snowdon’ın 50 metre altına çıkıyorsunuz…

Snowdon (41)

Sabah 7-8 arası yoldan yürüyorum. Daha sonra Patikaya vuruyorum. Bir ara kısa bir kaybolma yaşıyorum ama en sonunda yönümü buluyorum. Aslında dün geçtiğim turuncu patikaya girmişim son anda yön patikasından fark ediyorum.

Snowdon (42)

Watkins rotasından tepeye çıktıktan sonra biraz tepedeki restoranda yemek yiyorum. Ve inişe Llanberis rotasından koşarak iniyorum. İnerken benim Çeklerden Zuzana beni görüyor. Onunla sohbet ediyorum. Kaybolduklarından bahsediyor. Onlarla aşağıda 14:00 civarında barda buluşalım sonra doğru taksi ile 16:00 gibi Trene gideriz diyoruz.

Llanberis-Path-Shaw-Trekking

İnişe geçerken beni trail runnerlar geçiyor. Antrenman yaptıkları belli. Birine selam veriyorum. 5 metre sonra arkamdan İngilizce bağırıyor…. “Sen Türk müsün ?” Şaşırıyorum. Evet diyorum. Senin bloğunu okuyorum, yağmurluk ve çantandan tanıdım diyor. Kevin ile arkadaş oluyoruz. TDS’ye hazırlanıyor… Fotoğraf çektiriyoruz. Blogumu yazdığıma tekrar şükrediyorum. Gene bir tanıdık, gene farklı biri ile tanışma…

Wales (34)

Artık Llanberis görünüyor. Hava fena değil. Arada yağmur var. İniyorum. İlk günkü kamp alanından duş almayı rica ediyorum. Kırmıyorlar. Temizlenip Pub’a iniyorum ve Pazar günü biftek ve bira alıyorum… Çek arkadaşlarım geliyor onlarla sohbet edip, komik taksi şöförümüzü tekrar çağırıp tren istasyonuna gidiyoruz…

Diğer Fotoğraflar

Snowdon (43)

Wales (29)

Wales (36)

Snowdon (10)

Wales (8)

Snowdon (30)

Gelupo

Gelupo Time Out Londra’ya göre Londra’da yapılacak en iyi 100 listesinde açık ara 1. geldi. Bu şöhreti denemek için bizde Soho`da 7 Archer sokağındaki küçük dükkana bir ziyaret gerçekleştirdik.

Bu dükkan meşhur Bocca Di Lupo restoranının tam karşısında. Zaten bu restorandaki yediğiniz çoğu şarküteri ve makarna çeşidini Gelupo’nun içerisinden satın almanız mümkün. Fiyatlar çok komik ve ucuz. Örnek : Makarnalar 1.2 GBP 🙂

Dondurmalar ise iki tip. Sorbe olanlar ve sütlüler. Burada hayatınızda ilk defa cikolatalı sorbe yeme imkanınız var desek ?

Ben şam fıstıklı dondurmadan vazgeçmiyorum ve bol soslu hazır olanını bu sefer tercih ediyorum.

Favori denediğim dondurmalar ise fındıklı, karamel, mandalina, kan portakalı, çikolatalı sorbet ve şam fıstığı…

 

Harika kahveler ve dondurmalı seçenekler için içeri girince karşınıza çıkan pastel renkli tabloya göz atmanız yeterli.

Address  Gelupo – 7 Archer Street W1D 7AU  Transport Piccadilly Circus tube

Telephone 020 7287 5555

Londra`dan beğendiğimiz Kafe , Pub ve restoranlar / Best Food spots & posts from London

Türkiye`den Mekan Önerileri / Turkish Food Related Reviews

Dünyadan Mekan Önerileri / World Wide Food Spots & Posts


Barrafina Tapas Bar

Hafta içi 10-12 saat çalıştıktan sonra genelde evden dışarı çok çıkma şansım olmuyor. Yemek keyfimizi genelde haftasonu bir ya da maksimum iki tane farklı restoran deneyerek geçirmeye çalışıyoruz. Seçtiğimiz restoranlar genelde önerilen, leziz, farklı ve fiyat kalite oranı uygun ve orta düzeyde olanlar. Barrafina ise kesinlikle onlardan biri.

Ispanyolların yemek kültürü yani Tapas bize biraz daha yakın. Zaten İngilterede İngili yemek kültürü Londrada hakim değil. Genelede şehir dışına çıkmak zorundasınız. Ispanyol restoranlar diğer ülke yemekleri ile beraber özellikle Soho civarında cirit atmakta.

Soho’nun göbeğindeki frith sokağında bulunan Barrafina rezervasyon kabul etmiyor. Dışarıda ısıtıcıların altında 4 masa, içeride ise L şeklinde barda yaklaşık 20 kişi yemek yiyebiliyor. Bu sırada haftasonları 18-21 arasında en az 1 saat ayakta bekleyeceğinizi göze alarak gidin. Biz bir kere dışarıda bir kere ise içeride oturduk. İçeriyi tercih edin.

Ayakta beklerken ise ispanyol şarapları ve biraları ile beraber zeytin, pimiento, kroket, badem ve kuru et tabakları ile oyalanabiliyorsunuz.

Menü tapas ve Ispanyol mutfağı. Şaraplar ise değişik tatlarda ve farklı bölgelerden bir çok çeşidi barındırıyor.

İlk geldiğimizde deniz ürünleri ağırlıklı yemiştik. Sardalya ve Jumbo karides gibi. Ve çok lezzetli idi.

Bu sefer ise et ağırlıklı mezeleri tercih ediyoruz. Başlangıç olarak kuru et ve ekmek söylüyoruz. Biraz zeytin yağı ve iki dilim ekmeğe 2 GBP herkesin en çok pahalı bulduğu şey…

Daha sonra ise Tortilla yani İspanyollara özgü soğan, sebze ve patates doldurulmuş tavada yumurtalarını yiyoruz. Buranın en güzel spesiyalitesi, üç çeşidi var biz sade olanı tercih ediyoruz.

Daha önce dışarıda kırmızı ısıtıcıların altında yediğimiz keçi peyniri ile doldurulmuş kabak çiçeği dolması harika idi, biraz kırmızı çıksa da 🙂

Daha sonra ızgara bıldırcın söylüyoruz. Çok güzel yumurtalı ve sarımsaklı bir sos ile geliyor.

Barda oturduğumuzdan dolayı önümüzdeki sert görünüşlü ama güler yüzlü İspanyol hanım ahçıya sürekli olarak hazırladıkları yemekleri soruyoruz ve ellerine sağlık demeyi ihmal etmiyoruz. Yemekler inanılmaz.

Finali ise küflü peynirli ota pişmiş biftek ve rezeneli salata ile yapıyoruz. Boyutu ve fiyatı ile Londra’daki en iyilerden biri.

Londrada kendinizi ispanyada gibi hisetmek isterseniz en iyi adreslerden biri kesinlikle Barrafina.

Diğer İspanya gezi yazılarımız ve Tapas hakkında bilgi almak için aşağıdaki bağlantılara tıklamanızı okuyu beğenmenizi rica ederim.

Barrafina is a Spanish Tapas Restaurant and Bar, located in the heart of London’s West End. It sı almost same as from the tapas bars that we went in Barcelona or ın any other parts of Spain.  Seafood lies on crushed ice, waiters slice thin cured ham from a whole leg displayedon the bar. What we recommend are definately: Tortilla, cold meat, King Praws, Steak, Mussels and Chorizo.

ADDRESS
54 Frith Street, Soho, London W1D 4SL

TELEPHONE
020 7813 8016

OPENING TIMES
Mon to Sat 12:00-15:00 & 17:00-23:00, Sun 12:30-15:30 & 17:30-22:30

Londra`dan beğendiğimiz Kafe , Pub ve restoranlar / Best Food spots & posts from London

Türkiye`den Mekan Önerileri / Turkish Food Related Reviews

Dünyadan Mekan Önerileri / World Wide Food Spots & Posts


Letchworth Garden City

Letchworth Garden City, işim gereği toplantılara gittiğim, büyük bir retail firmasının IT bölümünün olduğu bir küçük kasaba. Bu kasaba 1900’lerde ilk Garden City yani bahçeli şehir oluşumuna ev sahibi olmuş. Daha sonra İngiltere’de sürekli buna benzer Garden City yani bahçeli şehirler konumlanmış.

Şehir özellikle yaşlıların ağırlıkla yaşadığı küçük ama sempatik bir kasaba. Bir nevi kendinizi Londra’dan sonra “Truman Şov” şehrine gelmiş gibi hissediyorsunuz. Hep aynı taksiciler tren istasyonunda bekliyor. Restoranlar benzer kişiler tarafından kullanılıyor.

Şehirde bahçeli evlerin olduğu bölümleri de bir sonraki gidişimde çekeceğim ancak bu sefer sadece şehirde gezme fırsatı bulabildim. İki , üç banka bolca fast food dükkanı ve enteresan bir şekilde dört adet kuaför bulunmakta.

Şehrin küçük alışveriş merkezinde ise aradığınız herşeyi Londra’nın neredeyse üçte biri fiyatına almanız mümkün. Şehrin ana caddelerinde ikinci el çok güzel kitap dükkanları var ve toplam 6 Pound’a çok büyük premium sayılan ikinci dünya savaşı, Lady Diana’nın hayatı ve Sovyetler Birliginden bir fotoğraf albümü almayı başardım. Taşıması çok zor oldu 🙂

Buraya Kings Cross tren istasyonundan gidiş geliş 20 GBPye trenle ulaşabilirsiniz.

From Wikipedia

Letchworth Garden City, commonly known as Letchworth, is a town and civil parish in Hertfordshire, England. The town’s name is taken from one of the three villages it surrounded all of which featured in the Domesday Book. The land used was first purchased by Quakers who had intended to farm the area and build a Quaker community.They very quickly discovered the soil to be chalky and of poor agricultural value.

The Garden City was founded in 1903 by Ebenezer Howard, was one of the first new towns, and is the world’s first Garden City designed to incorporate elements of the country, alongside city life. Its development inspired another Garden City project at Welwyn Garden City.


Valuable Links

http://www.letchworthgc.com/
http://www.letchworthgardencity.net/
http://www.letchworth.com/

Bar Boulud

Bar Boulud Londra’nın merkezinde Knightsbridge’deki Mandarin Otelinin altında bulunan bir bar ve restoran. Lyon’lu şefi Daniel Boulud‘un elinden çıkan nefis yemekler ve harika servis kalitesi ile gerçekten Londra‘ya gelenlerin kaçırmaması gereken bir keyif.

Özellikle internette nerede en iyi hamburger yenir sorusunda ilk 5 içerisinde sürekli görüp bir türlü gidemediğimiz buraya Cumartesi günü reservasyonsuz 18:00 sularında iniyoruz. Şansımıza 1 saatlik bir masa var. Daha sonra bar’a geçip biraz dinlenebileceğimiz ve keyif alabileceğimizi girişten geçerken zaten hissettik.

Paylaşmak için bulgurlu pilav üzerine bir kuzu sosis ve eritilmiş keçi peyniri sosu alıyoruz. Menüdeki tek domuz olmayanı bu tek olanları 8 GBP civarı. Doyurucu.

Daha sonra ise yanında salatası ile Yankee Cheese Burger ve Patatesi ile Bacon içeren diğer bir burger masamızda yerini alıyor. Burgerler 10-12 GBP civarı.Yanına aldığınız patates kızarması ve salata ise 2-3 GBP civarı. Bu kalitede bir otel bar’ı için fevkalade uygun.

Daha sonra bar’a geçiyoruz. Van healen bira ve limonata ile geceyi devam ettiriyoruz. Bara tatlı ve soğuk şarküteri tabakları ve seçme peynirler söylemeniz mümkün. Barmenler inanılmaz bilgili ve Cumartesi kalaalığında hızlı ama şova yakın bir hizmet veriyorlar. Sadece bar’a bile uğramanızı boş yer varken hamburgeriniz ile biranızı burada yemenizi öneririm.

Bar Boulud is Mandarin Oriental under the managing of Lyon born super-chef Daniel Boulud. There is another one in New York. The restaurant offers charcuterie, classic French bistro food, sausages and burgers. The bar is equipped with extra ordinary Stuff where they are masters of varios coctails and have different styles of beers.


Adress: Mandarin Oriental Hotel, 66 Knightsbridge, London, SW1X 7LA
Telephone: 020 7201 3899
Opening Hours:
Bar: Mon day-Saturday 12pm-1am Sunday 12pm-12am
Lunch: Monday-Sunday 12pm–3pm
Dinner: Monday-Saturday 5pm-11pm Sunday 5pm-10pm

Londra`dan beğendiğimiz Kafe , Pub ve restoranlar / Best Food spots & posts from London

Türkiye`den Mekan Önerileri / Turkish Food Related Reviews

Dünyadan Mekan Önerileri / World Wide Food Spots & Posts

Cotswald Araba Müzesi

Haftasonu Cotswald bölgesini gezdikçe bu bölge ile ilgili detaylı bir yazı hazırlıyoruz. Ancak bölgede gittiğimiz küçük kasabaların birinde karşımıza çıkan muhteşem bir klasik otomobil müzesini gezme fırsatı bulduk.

Giriş ücreti kişi başı 3 pound. Girişte muhtem bir alışveriş imkanı olan dükkan var. Her çeşit küçük araba, kitap ve kartpostalı buradan alabilirsiniz.

Giriş önünde bulunan çimenlere form verilerek yapılmış Mini Cooper muhteşem.

Sadece arabalar değil aksesuarlarlar, o dönemin karavanları, kamp ve piknik yaşantısına ait objeler, oyuncaklar, dokümanlar, posterler, tamir takımları gibi aklınızın alamayacağı kadar çok obje var ve hepsini incelemek çok keyifli.

    

     

     

1900’lü yılların başından başlayan orta büyüklükteki salonları gezdikçe yıllar artıyor ve en son 70’lerin sonuna doğru geliyorsunuz.  BMW ve Jaguar markaları beni çok etkiledi tabi her zamanki gibi. ama Mini cooper zaafiyetim zaten İngiltere’ye geldiğimden beri had safhada…

     

İngiltere’de arabalar normalde de inanılmaz temizlikte. Çok eski gördüğünüz arabaların bile sıfır kondüsyonda olduğunu görebiliyorsunuz. Ancak bu müzedeki bazı arabalar o kadar temiz ki fabrikadan adeta yeni çıkmış gibi.

     

     


Müze Web Sayfası
http://www.csmaclubretreats.co.uk/museum/index.php

Adres

Cotswold Motoring Museum & Toy Collection
The Old Mill
Bourton-on-the-Water
Gloucestershire
GL54 2BY

Hergün 10-18 arası açık.