Sevilla

Flamenko’nun kalbi Sevilla‘da atıyor. Bizim de kalbimiz bu şehir için şimdiden atmaya başladı bile. Amerika’nın keşfiyle beraber ticaretin hareketlendiği şehir gittikçe kozmopolit, zengin ve kalabalık olmuş. Bu zenginlik çok uzun sürmüyor. 1649’da veba salgınıyla beraber şehrin neredeyse yarısı ölüyor. Sevilla 1936 yılında iç savaşla beraber nasyonalistlerin eline geçiyor, günümüzde ise Endülüs‘ün başkenti. İspanya turları için detaylı araştırma yapmakta fayda var.

Sevilla is the heartbeat of Flamenko and our heart has already begun beating for this city. The city where trade got into action with the discovery of America has gradually become more cosmopolit, rich and crowded. This richness has not lasted long. In 1649, with the great plague, almost half of the city has died. Sevilla, where is the capital city of Andalusia, has been got hold of Nationalists with the civil war.

Ticaret, endüstri ve teknoloji hızla ilerlemekte. Öğlen vardığımız şehirde hava güzel. Zaten siz siz olun ve yazın buralara gelmeyin inanılmaz sıcak. Otelimize yerleştikten sonra Eslava isimli şehrin en iyi sayılan tapas barlarından birine gidiyoruz; şansımıza kaldığımız otele yürüme mesafesinde.

Trade, industry and technology have been progressing fast. Afternoon in the city, the weather was really nice. You had better not come here in summer time since it is unbelievably hot. After we settled in the hotel, we went to one of the best tapas bars; luckily it was only walking distance away from our hotel.

Büyük bir şehir, daracık sokakları, bakımlı evleriyle şimdiden kalbimizi çalıyor.  Tek problem araba, park etme imkanı yok. Biz otelin garajına bıraktık, buraya göre çok ucuz olduğunu söyleyemem ama çare yok. Hiç bir sey keyfimizi kaçıramaz sokakları, meydanları geçtikçe içimiz açılıyor. Eslava nefis bir tapas bar,yemekler her ne kadar geç gelse de ,çünkü en kalabalık zamanda gittik, inanılmaz lezzetli.

This big city with its quite streets and well-kept houses stole our hearts already. The only problem was our car, there was no parking possibility around. We left ours at the hotel garage, I can’t say it was quite cheaper but there was no other way… Nothing could annoy us; the streets and the squares cheered up more and more. Even though the foods got served late since we were there at its most crowded time, they were really delicious and Eslava was a stunning tapas bar.

Yemekten sonra sokakları arşınlamamız gerek. Burası insanı içene alıp götüren bir şehir. Geniş meydanlardan geçiyoruz, belediye binasının oraya kadar yürüdük, arkasında bulunan Cafe Robles’de oturup kahve içiyoruz. Kahveden sonra otele dönüp akşam için dinlenmemiz lazım.

After dinner we needed to pace the streets. This city embraces people. We went by the squares and walked till the city hall and sat down to drink some coffee at Cafe Robles behind. After having our coffees, we returned to the hotel to get some rest for the night.

“Gece şehirler daha bir güzel gözükür ya gözümüze, acaba bu bir aldatmaca mıdır?”, diye düşünenlere hayır burası gerçekten güzel bir şehir. Sokak lambalarının aydınlattığı taşlar, evler. Portakal ağaçları rüya gibi. Evet her yer portakal ağaçları ile bezenmiş.

For those who think that the cities feel prettier at night and wonder about if this is an illusion or not; no, this was really a beautiful city. The stones, the houses lightened by the street lamps… The orange trees were like a dream. Yes, every where was adorned by the orange trees.

Yemek için seçtiğmiz yer Enrique Beccara. Sade ve lezzetli yemekler. Yemekten sonra Santa Cruz bölgesine doğru yürüyoruz. Bu bölge eski Yahudi yerlesim yeri. Birbirinden güzel kafeler, restolaranlar, barlarla dolu, cıvıl cıvıl. İnsanlar ellerinde limonlu biralarıyla barlardan sokağa taşmışlar. İspanya‘da da limonlu bira pek bir güzel. Bizim biralarla aynı sonuç elde edilmiyor boşuna denemeyin.

The place we chose for dinner was Enrique Beccara. Simple and delicious meals. After dinner we walked through the region of Santa Cruz. This region was an old Jewish settlement full of lovely cafes, restaurants and bars. People were overflew to the streets with lemoned beers in hands. Those beers were different-sweet in Spain. You cannot obtain the same results with our beers, don’t try in vain.

Biz de barlardan birinde dışarıda yer bulup limonlu biramız ve yanında olmazsa olmaz Manchego peynirimizi alıyoruz. Günün yorgunluğu iyice üstümüze çöktü artık otele dönme vaktidir.

We found a place outside of one of the bars and take our lemoned beers and absolute must Manchego cheese. The exhaustion of the day flopped down on us and it was time to go back to hotel.

Güzel bir güne uyandık, bugün Katedral ve Alcazar‘ı gezmek istiyoruz. Katedral’in karşısında bulunan büyükçe kafeyi kendimize kahvaltı için mesken tuttuk. Ancak barda yer bulabiliyoruz. Ballı, tereyağlı ekmeğimiz ve sütlü kahvemizi içtikten sonra doğru gezmeye devam.

We woke up to a beautiful day. That day wanted to see Cathedral and Ancazar. We settled in the big cafe across Cathedral for breakfast but we could only find a place to sit at the bar. After eating bread with butter and honey and drinking coffee latte, it was time to look around.

Sevilla Katedrali dünyanın en büyüğü. Evet en büyük olanı. Dışarıdan bakınca bile inanamıyorsunuz, 12 yy da burada Almohad Camiisi varmış. Cami’nin minaresi( Giralda deniyor) günümüze kadar gelmiş. Sevilla 1248’de Hristiyanların eline geçince camii 1401’e kadar kilise olarak kullanılıyor, sonra yıkıp yerine katedral yapıyorlar. İçeride epeyce vakit geçiriyoruz.

Sevilla Cathedral is the biggest in the world. Yes, the biggest. You can’t even believe it when you look from outside. In 12th century, there was a Almohad Mosque. The minaret of the mosque (it is also called as Giralda), has survived till today. After Christians got hold of Sevilla in 1248, the mosque was used as church until 1401 and after that it was demolished and rebuilt as a cathedral. We spent quite a lot time inside.

Katedral’i gezdikten sonra sıra Alcazar‘da. Alcazar İslam sanatının İspanya‘ya hediyesi olmalı. Dünya kültür mirası listesinde zaten. Cordobalı yöneticiler için kale olarak yapılmış sonra büyütülüp yeniden inşaa edilmiş.

After seeing Cathedral, next stop was Alcazar. Alcazar must be a gift of Islam art to the Spain. It is already in the list of world cultural heritage. It was built as a castle for Cordoba administrators first and then it was expanded and rebuilt.

Orjinal kaleyi genişleterek saray eklemişler. Fernando şehri ele geçirince buraya yerleşmişve ardından gelen krallar da saray olarak burayı kullanmışlar. Alcazar günümüzde de saray olarak kullanılıyor. Kral Carlos’un kızının düğünü 1995 yılında Sevilla Katedral’inde kıyılan nikahtan sonra burada yapılmış.

They expanded the original castle and added a palace. When Fernando took power of the city, they settled in here and after that the kings used this place as palace. Alcazar is also used as palace today. The wedding of King Carlos’ daughter in 1995 was performed here after the spousals in Sevilla Cathedral.

Gezimizi bitirdikten sonra öğle yemeği için Casa Robles isimli tapar bar-restorana gidiyoruz. Barda oturup birbirinden lezzetli mezeleri midemize indiriyoruz. Yemekten sonra sokaklara düşüp kayboluyoruz.

After we finished our travel, we went to a tapas bar-restaurant for lunch. We ate all of the delicious side dishes sitting at the bar. After lunch, we went out and disappeared on the streets.

Boğa güreşlerinin yapıldığı arenayı görüyoruz. Bütün Endülüs boğa güreşleri ile dolu aynı zamanda restoranlarda sunulan eti. Biraz sert ama lezzetli bir et. Akşam yemeği için otele dönüp dinleniyoruz.

We saw the area where the bull fights were experienced. Besides Andalusia bull fights, we saw the meat presented at the restaurants. A little stiff but delicious meat. For dinner, we went back to hotel and got some rest.

Santa Cruz bölgesinde bulunan İtalyan restoranına gitmeğe karar veriyoruz, bizden önce Madonna, Tom Cruise gibi ünlüler yemek yemişler.Yemekler fena sayılmaz. Fiyatlar süper. Kahvelerimizi başka bir yerde içmeye karar verip Alfonso Oteli’ne gidiyoruz. Burası klasik otellerden Avrupa’nın en iyilerinden biri. Kahve üstüne birer içki almaya karar verip otelden ayrılıyoruz. Sevilla‘nın en eski barı olan Rinconcillo (1670) ya gidiyoruz. İçerisi tıklım tıklım biraz vakit geçirip otele dönüyoruz.

We decided to go to an Itaian restaurant in Santa Cruz region, before us some celebrities dined there like Madonna and Tom Cruise. The meals were okay. Prices were great. Deciding to get coffee in somewhere else, we went to Alfonso Hotel. This place is one of the best in Europe as classics. After coffee, we decided to take some liquor and left hotel. We went to Rinconcillo (1670), the oldest bar in Sevilla. The inside is full with crowded, we spent some time and went back to hotel.

Sabah yine güzel bir güne uyanıp sokağa çıkıyoruz. Her sabah farklı kafelerde kahvaltı ediyoruz ama mönü hiç değişmiyor yağli ekmek ve bal. Kahvaltıdan sonra Casa de Pilates ve Hospital de los Venerables gezilecek yerler arasında.

One more time, we woke up to a beautiful day and went out. Even though we had breakfast in different cafes every morning, the menus were all the same; buttered bread and honey. After breakfast, Casa de Pilates and Holpital de los Venerables were in the list of travel.

Öğle yemeği için tekrar Santa Cruz bölgesindeyiz. Hava inanılmaz güzel, hemen tapas barlardan birine kendimizi atıyoruz ama dışarda oturmak koşuluyla böylece gittikçe kalabalıklaşan sokağı da bir yandan izlemek keyifli oluyor. Mezeler çok güzel elimizde biralar tam birer İspanyol gibiyiz.

We were in Santa Cruz region again for lunch. The weather was really nice, we directly went to one of tapas bars on condition of sitting outside since it was much more fun to watch the street getting crowded. Side dishes were delicious and we looked just like Spanish with the beers in our hands.

Yemeğin üstüne güzel bir yürüyüş yapılır deyip Maria Luisa Parkı‘na gidiyoruz. Bu park şehrin akciğeri sayılıyor. Bizimde nefesimizi kesiyor doğrusu bizde neden yok diye gıpta ile bakıyoruz.

Thinking about taking a walk after dinner, we went to Maria Luisa Park. This park was seen as lungs of the city. It actually took our breath away too, we admired enviously out of curiosity about why we didn’t have it.

İlgilenenler için parkın içinde Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Buradan çıkıp nehrin karşı tarafına geçiyoruz. Burayı pek beğenmeyip garip bir insan seliyle karşılaşıyoruz. Upuzun bir kuyruk sonu gözükmüyor. Sorup öğrenmek lazım deyip, dünya kupasının şehre geldiğini öğreniyoruz, insanlar kupayı görmek için bekliyor.

For those interested, there was an archeological museum in the park. We carried on and crossed the other side of the river. We were fronted with flood of people and didn’t like there that much. A very long qeue that the end wasn’t able to be seen. We got curious and asked then we learnt that world cup was in the city and people were waiting to see the cup.

Bizim otele dönüp dinlenme vaktimiz geliyor, akşama dinç olmalıyız.  Yemek için akşam tekrar Eslava‘ya gidiyoruz bu sefer barda iki kişilik yer buluyoruz. Daha önce tatmadığımız tapaslardan söylüyoruz, hepsi birbirinden lezzetli. Epeyce bir vakit geçirdikten sonra cıkıp Hercules Meydanı’nda yürüyüş yapıp barlara giriyoruz. Otele dönmemiz lazım çünkü ertesi gün Granada‘ya gideceğiz….

It was time to go back to hotel and get some rest, we needed to be fresh for the night. For dinner we again went back to Eslava and this time we found two seats in the bar. We ordered some tapas that we never tasted before and every one of them was delicious. After spending quite a lot time there, we took a walk in Hercules Square and went to the bars. We needed to go back to hotel because the next day, we would go to Granada

Tags: İspanya Gezisi,  Spain TripSevilla Gezisi,  Sevilla Trip, Santa Cruz,  Alcazar

Paylaş