Dorset Coastal Ultramarathon

Dorset Coastal Ultra Marathonu İngiltere’nin güneyinde Weymouth kentinin 5 mil doğusundaki Jurassic Coast adı verilen bölgeden başladı. Bu yarışa katılırken Coastal serisi yarışlardan en az 1 ultra maratonu deneyip bu seneki önemli hedeflerimden biri olan Paris Eco Trail 80km yarışı öncesi kendimi demek istiyordum.

Yarışa 4 ay öncesinden kaydoldum. Kayıt ücreti 45 GBP ödedim. Bunun karşılığında bol yokuş, su, enerji içeceği, bitirince recovery içeceği, enerji barı, bir T-Shirt, bir Buff ve bitirme hediyesi olarak küçük hediyelikler dahildi.

Tren biletimi geçen hafta aldım. Londra`dan Weymouth’a toplam yolculuk hızlı tren ile 3 saat sürmekte. Gidiş geliş 55 GBP ödedim. Dolayısı ile gece çıktım ve Osmington Bay’de yarışın start alanında bulunacak olan gençlik kampında 4 tanımadığım yarışmacının odasına 20 GBP konaklama ücreti verip yerleşmeyi planladım. Toplam yarış masrafım bir gece konaklama dahil  küçük ulaşımlar dahil 130 GBPye geldi.

Malzemelerimi benim klasik bir alışkanlığım olan yarıştan 2 gece öncesinde yere serdim ve eksiklerimi kontrol ettim. Yarışın hava durumu ve lokasyonu düşünerek Salomon XT Wings S-Lab 2 ve Salomon Fellcross S-Lab 1 arasında saatlerce düşünmeme ragmen bu kadar çok çamur olamayacağını ve kazara önüme çıkacak olan bir sert zemin ya da asfaltın FellCross ile gerçekten keyifsiz olacağını düşündüm. Ve yarışta bunu detaylıca anladım ki , Yanılmışım !

Konaklama da dahil olduğundan havlu, küçük şampuan, yedek kıyafet, gibi eksiklerimi unutmamaya çalıştım ve Raid Revo 30 litrelik çantama tam sığdım. Yarış sırasında kullandığım ekipmanlarım ve çantam şu şekilde idi:

  • Salomon Advanced Skin S-Lab 5 Litre Çanta
  • 2 adet Overstims Antioksidan Jel, Buff
  • 1 Adet Myo Cramp Jel, 8 elektrolit hapı (30 dakikada 1 adet)
  • 1 Cliff Bar (Organizasyon verdi), 1 GU Limonlu Jel
  • 2 Hammer Jel, 1 Overstims Boost energy Jel,
  • Salomon Exo Tayt, Salomon Exo Calfs, Salomon Şapka, Uzunkollu T-Shirt
  • Windproof Salomon Yelek, Hagloffs Endo Goretex Ceket
  • Lafuma Windproof Bere, Seal Skins Su geçirmez eldiven
  • Petzl Tikka Kafa Feneri, Acil durum Battaniyesi
  • Küçük bir ilk yardım kiti, Düdük, Cep Telefonu,MP3 Player, 1 litre su

Çantaya rahatça bu kit sığdı. Test ettim. onra hepsini trende yerleştirdim ki sabaha uykudan 10 dakika daha kazanayım diye. Su hariç. Trenden indim ve çok yağmur yağıyordu. Taksi ile yarış merkezine 15 dakikada gittim. Garip gelecek ama tam Ağustos ayından beri ilk defa denizi gördüm. Londra, Milano, Oxford, Cambridge ve Cenevre dışında şehirlere gitmediğimden uzun sure sonra garip geldi. Merkeze indim ve kayıt alanina geçtim.

Endurancelife ekibi gerçekten çok deneyimli. 2003 yılında kurulmuş bu ekip senede en az 10-15 arası etkinlik düzenliyorlar. Bunları 7 tanesi Coastal yani kıyı şeridi patika ve ultraları. Diğerleri daha uzun UTMB`ye 2 ve 4 puan veren eventler de var. Ironman triathlonlarına eğitim veriyorlar ve kalabalık bir ekipler. Zaten organizasyon için her yarışta 750-1000 yarışmacının olması size bunun maddi büyüklüğünü anlatmaya yeterlidir.

Senede sadece bu 7 coastal etkinliğinde katılım ücretini  hesapladğınızda 750 Kişi*45GBP*7 yarıştan : Toplam 250.000 GBP’lik bir ekonomik büyüklük olduğunu göreceksiniz. Ülkemizde yarışlara katılımın artmasının önemi burada ortaya çıkıyor. Bugün 100’lü rakamlarda organizasyon yapan sadece bir kaç nadide organizasyon var. Bu 7 yarışın ise Kasım-Nisan arası her ay oldğunu belirtmek isterim.

Sıraya girdiğimde önce güler yüzlü kırmızı ceketli arkadaşlar karşılıyor. Bileğinize hangi kategoride iseniz onun oryantiring chip’i takılıyor. Yarışta 4 klasman var. 10km, 21km,42 km ve 58km. Ultra parkuruna kayıtlıyım. Bu parkura katılanların sayısı yaklaşık 80 civarı. Daha sonra T-Shirtümü alıyorum. Oadan ilerleyip oda anahtarımı alıp odama çekiliyorum. Odamda 4 İngiliz arkadaş var . Gençler. 25-30 yaş grubu arası ve hanım olan 10km, diğerleri 42km yapacaklar. Sohbet koyu ve keyifli. Facebook profillleri kaydediliyor. Başka yarışlar için sohbet ediliyor. UTMB yeleği tabiiki en dikkat çeken şey ve konu saatlerce onun etrafında dönüyor. Tekrar o muhteşem Ağustos ayını hatırlıyorum.

Eşyaları yerleştiriyor ve 24:00 civarı uykuya yatıyorum. Sabah 06:40’da uyanıyorum. Her ultra için benim bir hazırlık sistemim var. Önce yarış iç çamaşırı ve teytımı ve üstümü giyip yere oturuyorum. Sonra ayaklarımın topuk, aya ve parmak kısımlarını bantlıyorum. İki baş parmak tırnağım olmadığından ve yenileri geldiklerinden onların üstüne biraz ehemmiyet gösteriyorum Nail Bed yani tırnak yatağı dediğimi kısım önemli. Daha sonra yeleğimi giyiyorum. Çok hafif bir yelek olmasına ragmen arka kısmı tamamen fileli terletmiyor ama göğüs kısmında özellikle yüksek ve deniz kıyısında koşacağımızdan Alpler gibi Atlantik’in de şakasının olmayacağını hesaba katıyorum. Eldivenler ve Rüzgar beresi acil durum için çantada. Su dolduruldu ve havası alındı ki sallandığında su sesi sizi delirtmesin diye.

Sabah Osmington Gençlik kampının kapalı salonunda buluşuyoruz. Burada sabahın bu erken saatinde 8’deki brifing için sadece Ultra Maratoncular ve geç Maratonu bitirecekler yer alıyor. Onun dışında Maraton sabah 9:00, Yarı Maraton 10:00, 10km ise 11:00’de start alacak ki bu bitirme zamanlarında kalabalık ve coşkuyu bir arada tutmak için. Birifing sırasında biri 55 diğer 30 yaşlarındaki iki ultracı ile sohbet ediyorum. Üçgen sandwich, turp suyu, 300ml Çay, 250ml su, yarım jel, bir elma ve muzdan oluşan kahvaltımı yapıyorum. Zorlanarak yesem de bu bir zaruriyet.

O sırada birifing başlıyor. Dakika bir gol bir: Kötü haber her yerin balçık ve dik iniş çıkış olması. Bunun başıma geleceğini biliyordum. Murphy Kanunu… Kötü haber iki: 5 üzerinde 4 ve ingilizce tabiri ile brutal, kırıcı bir parkur bizi bekliyor. En kötü haber: ki en sevmediğim şey : Cut-Off yani 41. Kmde 5 saat 45 dakikada gelemezseniz devam etmenize izin vermiyorlar ve 1 km sonra 42. Km’ye gidip maratonu bitirmiş sayılıyorsunuz. Bu mesafeyi zamanında aşarsaniz hava kararmadan gelmeniz lazım o da 8 saat.


Yüksekli değişimi 1.850 metre yani yaklaşık 6100Ft. Çamur ve Balçık, Sürekli sağdan esen rüzgar. Basamaklar. Yani eğlence başlıyor. Start takının altında buluşuyoruz. Hava aydınlık ama bulutlu. Çiseleyen yağmurda kapıda çipinizi okutup çıkış alıyorsunuz. Burada organizasyon başta çipi okutan ile sonda okutan arasındaki 5 dakikalık farkı gözetiyor.

Startları her zaman yavaş alıyorum. Bu gerçekten daha once ultra koşmadıysanız kritik. Kesinlikle gaza gelip milletin peşine abanıp koşmamak lazım. Bırakın kim napıyorsa yapsın. Gidilecek yol belli. Bir noktadan sonra fark açılacak. Tek akıllıca hareket eğer önünüze dar yol, aşılacak çit varsa ki İngilterede çit konusu kritik o zaman belki ilk zamanlarda çok az temponuzu koruyabilirsiniz. Ama yarışta sizden kat be kat çok güçlü ve ödül için koşan insanlar olduğunu unutmayın.

İlk CP 4.2 Mil ileride yani yaklaşık 7.km’de çipimi okutup devam ediyorum. Durmak yok. Ultralarda enerjinizin olduğu, su ve yiyeceğiniz olduğu müddetçe durmamayı ve işimi yolda görmeyi adet edinmeye başladım.

Giyinmek soyunmak için bile durmadan genelde adım atarak ve hareket halinde beremi takarım, çantamı çıkarır montumu giyerim. Durmak hem kaslar hemde zaman kaybı için kritik.

Yemyeşil tepeler, merdivenli iniş çıkışlar, çitlerden çocukların eğlencesi gibi geçişler başta eğlenceli. Daha sonra ise çok dik çıkışlar başlıyor. Yarışın ilk yarısı kıyıdan, diğer yarısının üçte biri daha düzlükten gidiyor. Dolayısı ile ilk 25 km yarışın en zoru.  Bu yarışta  bir iki kiş ile selamlaşıp 1-2 dakika sohbet etme dışında konuşma ve sohbet muhabbet etmemeye ve konsantrasyonuma baktım. Çünkü dediğim gibi Paris Eco Trail’de 2.000 yarışmacı ile 12:00’de start alacak ve 4 saat sonra karanlıklar içinde gece 12’ye kadar tek başıma devam edeceğim ve yarışmacıların %70’i Fransız dolayısı ile konuşulamayacak zaten diyerek bir nevi simulasyon yaptım.

Ayakkabı seçimi kayarak düşmelerle sonuçlandı tabi bir iki kere. Ama bir şekilde üstesinden gelip ayaklarımı alıştırdım. Kısa adımlar zigzaglar ile çamurlarda zaman kazanmaya çalıştım. Eldivenlerimi giyip inişlerde teller ve ağaçları tutarak hızlı inmeye çalıştım. UTMB’den beri gerçekten inişlerimde çok ciddi iyileşme seziyorum.

Bu yarışta baton kullanmadım. Sadece son 6 km`de keyif için bir ağaç dalından baton yaptım, çamurdan uzak kalmak için. Onun dışında inişimin iyileştiğini hatta inerken bazı kişileri geçtiğimi görmek sevindirici idi. Çıkışta ise özellikle 15-23.kmler arasında fazla efor sarfettim. Ellerimi belimde kenetleyip öne eğilerek ama başımı dik tutarak önüme bakmadan nefes alışımı kolaylaştırıp nabzımı düşürerek sakin gittim. Bazı yokuşlarda ellerimi dizlerimin üstündeki kas gruplarına avuç içi ve baş parmaklarımla baskı yaparak ve dizlerimi iterek çıktım.

CP2’ye 55 yaşında bu sene 5 trail marathon bitirmiş bir teyze ile girdim. Sonra onu geçtim ve ilerledim. Sonra onu görmedim.

CP3’e çıkış inanılmaz idi. İki büyük çıkışta gerçekten çok efor sarfettim. CP3’e vardığımda su torbam neredeyse 250ml dışında bomboştu. Doldurdum. Cliff Elektolit lokumlarından attım ki muazzam severim. Hemen enerji, hem şeker tadı hemde kramp için bire bir.

Sonra sakallı bir uzun boylu maratoncu ile tempo yaparak ilerledik. Bu noktalarda askeri atış alanları olduğundan hedef şeklinde eski tanklar ve askeri tabelalarla karşılaşıyoruz. Bu yürüyüş parkurunda havanında ortalama olamasından dolayı köpekleri ile koşan ve yürüyen insanlar var. İnanılmaz manzaralı çiftlikler ve doyumsuz manzara izleyeceğiniz piknik için koyulmuş banklar mevcut.

Photo Acquired From Ian Corless`s Facebook Wall.Thank you !

25.km civarı benim sag baldır, ön kas grubu ve bilek kaval kemiği arasına çok ciddi kramp girdi. Hiç unutmadığım bir hikaye macera yarışlarına ilk başladığım 2004 senesinde bu tarz kramplardan dolayı kendimi Belgrad ormanınada yere atıp hareketsiz yattığımı hatırlıyorum. 7 sene sonraki ve bir çok yarış sonrasındaki durum ise acıya dayanıklılık ve sorunun üstesinden gelme. Bakiyenin UTMB öncesi dediği parmağını bastır kramp noktasına uzun süre tut ve bırak sözü alımdan gitmiyor. Onu yapıyorum. Gerdirmiyorum. Yokmuşum gibi davranıp devam ediyorum. Bir sure sonra jel takviyesi ile beaber üstesinden geliyorum ve hiç zaman kaybetmiyorum.

30.km’ye gelirken saat limiti konusunda bir ara ümitsizliğe düşüyorum. Sonra değişim noktasının 40-41.kmlerde olabileceğini düşünüyorum. Ve abanıyorum. Ya yakalayacağım ya da ucundan kaçıracağım. Bugüne kadar DNF yani Did Not Finish olduğum bir ultra yok. Bunu bu yarışta deneyimlemeyeyim sonra oda olur diyerekten benim gibi popoyu kurtarmaya çalışan bir yarışmacı ile tempo yapıyoruz. Dur kalklı sürekli jogging bölümleri içeren bir 50 dakika harcayıp yarıştaki ortalamamın çok üzerinde 41.km’de Cut-Off zamanını 1.5 dakika gibi bir sure ile yakalıyorum. İyi olduğumuza emin olup gönderiyorlar.

Bundan sonra benim için yarış daha keyif ve zevk halini alıyor. Şu son dakika Cut-Off yakalama geleneğim UTMB CCC, TDS’den sonra başarı ile devam ediyor. Caner’e telefon açıp onuda biraz güldürüyorum yoğun organizasyon meşguliyeti sırasında. sonra elime bir agaç dalından baton yapıp tempolu yürüyorum. Yolda önüme iki genç asker çıkıyor. Sırtlarında 45-50kgluk çantalar ile antreman yapıyorlar. yürüme tempoları müthiş. Royal Marine askeri birliğindenlermiş.

Photo Acquired From Ian Corless`s Facebook Wall.Thank you !

Tekrar kısa bır 6km’lik Loop atıp 30km’deki Kontrol noktasına geri geliyorum. Bu noktada biskuvi alıp su doldurup devam ediyorum. Eldivenlerimi giyiyorum beremi takıyorum. Hava çok serin. Daha sonra UTMB müziklerinden Vangelis-Conquest of the paradise ve Endeavour’u dinleyerek kendime gaz veriyorum. Enerjimin sonuna kadar basarak tekrar 41. Km control noktasına geliyorum. Artık mesafe 56km. son iki kısa çıkış ve tepenin ardında Osmington kampı.

Yolda bir hanım yarışmacıyı daha görüyorum. Ultra ama Maraton parkuruna kalmış. Onunla kısa bir sohbet ama 8 saat altında geçeyim diye koşuyorum ve yokuş aşağı finişe sondan birinci Ultra Maraton birincisi olarak varıyorum. 80 kişi kaydoluyor. Ultrayı 39 kişi bitiriyor. 8 saat altında bitiriyorum derecem 7saat 48 dakika. Ultracılardan yaklaşık 10 tanesi parkuru bırakıyor. Diğer 31 kişi ise Maratona dahil oluyor ve bitiriyor. Yani 42den ileri gitmiyorlar. Ultranın en iyi derecesi 5 saat 58 dakika. Yanı o dereceden 1 saat 50 dakika sonra giriyorum. Ironman olan Japon asıllı arkadaş benden 25 dakika once gelmiş. Eğer doğru ayakkabı seçimi yapsa idim, 41.km’den sonraki ufak oyalanmalarımı azaltsam ile sanırım 20-25 dakika daha kısaltabilirdim. Yarışa gelmeden hedefim 7:30 idi.

Photo from Endurancelife.com

Çipim alınıyor, Enerji içeceğim ve çıkartlamalar ve bilekliklerden oluşan hediye setimi alıyorum.

Odama geçiyorum, ekip odada herkes sağlam bitirmiş. Temizleniyoruz ve beni tren istasyonuna bırakıyor arkadaşlarım 3 saat sonra eve geliyorum.

Yarışın kısa özet videosu

Diğer Yarış Raporları – Other Race Reports


Paylaş

“Dorset Coastal Ultramarathon” üzerine 13 yorum

  1. bravo Emre, kendi sınırlarını keşfederken keyfini ve deneyimlerini paylaştığın için tşkler…ve özlemişim oraları, iyi geldi…

  2. Sizi tebrik ederim. Ben de Maraton kuşuyorum. Bir Ultra Maraton denemek istiyorum. Deneyimlerinizi keyifle okudum. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir