Christopher McCandless

| Mayıs 23, 2008 | 7 Yorum

Tolstoy, Jack London ve benzeri yazarlardan ilham alarak sosyal ve kültürel yaşamı reddederek kendi başına doğal yaşama kendini atacak ve burda yaşantısının acı sonunu getirecek ama yaşadığı bu kısa süre boyunca unutulmayan anılar ve dersler aldığını düşündüğüm Christopher_McCandless ( kimliğini yakıp Alexander SuperTramp ismini koymuştur kendine) için bu satırları yazıyorum. Geçen haftalarda Tren ile yaptığım yolculuklarda 2.5 saat süren DVD film’de tanıdım onu. Sean Penn çekmiş, Müziklerini Pearl Jam’in ilahı Eddie Vedder yapmış…

I’m writing these lines for Christopher McCandless who set his identity on fire and renamed himself as Alexander SuperTramp, who rejected cultural and social life and lived in nature by himself being inspired by writers such as Tolstoy, Jack London and also who had unforgettable memories and learnt lessons during his lifetime. I met him on a 2,5 hour-DVD movie during my train journey. It was shot by Sean Penn and soundtracks were made by Eddie Vedder who is the divine person from Pearl Jam.

Filmi muhakkak izleyin. Yapabilir misiniz ? Böyle bir yaşamı deneyen bir insan olmak mı olmamak mı ? Gerçekten yattığınızda bir gününüzü düşündürecek bir film…

You should really really watch the movie. Would you be able to do it? To be or not to be the one that tries such a life? It is quite a movie that you would consider your life when you lay down…

Rahat uyu Alexander Supertramp :-)

Dünyada senin gibi cesaretlileri yok…

Rest in peace Alexander Supertramp.

There is no brave heart like you in this world…

Ölmeden önce kendi çektiği bazı fotolar

Some photos that he took before he died

http://en.wikipedia.org/wiki/Christopher_McCandless
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=into+the+wild
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=christopher+j%2E+mccandless&nr=y&pt=christopher+mccandless


Fotoğraf öldükten 2 hafta sonra bulunduğundaki fotoğraf makinesinden çıkmıştır.

Fotoğraf öldükten 2 hafta sonra bulunduğundaki fotoğraf makinesinden çıkmıştır. 

Film’in ve Christopher’ın Gerçek Hikayesi. (UIP Film Basın Bülteninden alınmıştır)

The real story of the movie and Christopher (Taken from UIP Movie Press Bulletin)

“Into the Wild”da Christopher_McCandless ‘in öyküsü anlatılır. Amerika’nın en iyi okullarından birisi olan Emory Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra o güne kadar biriktirdiği paralardan 25.000 dolarını OXFAM’a bağışlayarak arabasına atladığı gibi çöllerin yolunu tuttu ve geri kalan parasını ateşe verip ortadan kayboldu. Bir süre sonra Alaska’ya düzenlenen grup yolculuğuna katıldı. Ancak grubun lideri Jim Gallien tarafından gruptan çıkarılınca Alaska yolculuğuna tek başına devam etti. Yanına sadece 5 kilo pirinç, 22 kalibrelik bir tüfek, bir kamera, tüfek için mermiler ve sevdiği kitapları almıştı. Aylar sonra Alaska’nın vahşi ortamında geyik avcıları tarafından ölü halde bulundu.

“Into to the Wild” tells the story of Christopher McCandless. Graduating from Emory, America’s one of the best universities, he donated his 25.000 dollars to OXFAM and then he hit the road with his car to the deserts and he set his rest of the money on fire and disappeared. After a while, he participated in a group journey in Alaska. However, when he was banned from the group by the group leader Jim Gallien, he continued his journey by himself. He took 11 Lbs rice, 22 calibre gun, a camera, bullets for the gun and his favorite books with him. After months, he was found dead by the deer hunters in the wild ambience of Alaska.

“Into the Wild”a temel olan kitap, Christopher_McCandless ‘ın cansız vücudunun boş bir otobüsün yanıbaşında bulunmasıyla başlar ve kayıp olduğu iki yıllık sürede dolaştığı yerlere geri dönülür. Bunlar arasında Güney Dakota’daki Carthage adlı kasabada Wayne Westerberg adlı bir adamla birlikte geçirdiği günler ve Kaliforniya’da Alexander Supertramp kimliğiyle yaşadığı günler vardır. Ayrıca Jan Burres adlı bir kadın ve erkek arkadaşı Bob ile de tanışır.

The book which was the base of “Into the Wild, starts with the dead body of Christopher McCandless being found next to an abandoned bus and rewinds back to the places he was in for 2 years. In those places, there was a village called Carthage in southern Dakota where he lived with Wayne Westerberg and there was California where he got his fake id as Alexander Supertramp. He also met Jan Burres and his boyfriend Bob.

Yazar Krauker, Christopher_McCandless ‘ın kişiliğini tanımlarken şunları söyler: “Leo Tolstoy, Thoreau ve favori yazarım dediği Jack London’un etkisinde kalmıştır.” Ayrıca Krauker,kitabında Christopher McCandless’ın yaşadığı deneyimler ile kendi gençliğindeki deneyimler arasındaki benzerlikleri keşfe çıkar. Bunun en güzel örneği, kendi gençliğinde Alaska’daki Devils Thumb dağına tırmanma girişimini detaylarıyla anlatmasıdır. Bunlara ek olarak vahşi doğa ortamında kaybolan sanatçı Everett Ruess ve 1934 yılında henüz 20 yaşındayken Utah çölünde kaybolan işsiz güçsüz genç gibi başka insanların öykülerine de yer verir.

While describing Christopher McCandless’ personality, writer Krauker says that: “He was under the effect of Leo Tolstoy, Thoreau and Jack London who was his favorite writer.” Also Krauker takes a journey between his own experiences when he was young and McCandless’ experiences. The best example of it was his detailed narration about the enterprise of climbing the Devils Thumb mountain in Alaska. Also, he gives place to other people’s stories like Everett Ruess who was lost in wild nature and the young boy who was lost in Utah desert when he was just 20 years old.

Alaska’nın vahşi doğasında 112 gün kaldıktan sonra ölü bulunmuştu. Ölüm sebebi ise Eskimo patatesi (Hedysarum alpinum) tohumlarından yemiş olmasıydı. Krakauer’in yaptığı açıklamaya göre Oradaki yaşamını yenilebilir bitki kökleriyle sürdürüyordu. Bununla beraber, yılın belirli dönemlerinde bitki kökleri birtakım zehirli kimyasallar içerebilmektedir. Bitkinin salgıladığı zehirli toksinler, hayvanların bitki köklerini yemesini önleyen bir çeşit savunma mekanizmasıdır. Hayvanlar yiyemediği için bitki hayatta kalmış olur. Toksinler ayrıca glikozun insan vücudu tarafından emilmesini önlediği için açlık duygusuna yol açar. Bir başka deyimle bu bitki köklerini tüketen bir insan her gün 10.000 kalori aldığı halde yine de açlık duygusu hissedebilir. Yazar burada bir insanın bitki köklerini tüketerek hayatta kalmasının mümkün olduğuna işaret eder. Vücut yeteri kadar glikoz depolamışsa bu mümkün olabilir.

McCandles was found dead after 112 days of his survival in wild nature. The cause of death was he ate Hedysarum Alpinum seeds. According to Krauker’s explanation, he managed his living based on the plant roots that were eatable. But, in some times of year, those plant roots may have poisonous chemicals and those chemicals are kind of a defense mechanism for animals not to eat them. Since animals do not eat those plants, they survive. The toxins also give the feeling of starving since they prevent the sucking glucose in human body. In other words, a person who eats those plant roots can feel they starve even if they get 10.000 calories. Writer indicates here that people can survive eating plant roots, it is possible it people have saved enough glucose in their bodies.

Christopher McCandless genellikle pirinç dieti uyguladığı ve vücut yağının yüzde 10’unu kaybettiği için toksin etkileri karşısında hayatta kalamayacak noktadaydı. Bununla beraber otobüsün çevresindeki alanda bulunan patateslerin UAF (Alaska Fairbanks Üniversitesi) laboratuvarında yapılan testlerinde herhangi bir toksin belirtisine rastlanmadı. Bu da, ölüm nedeni her ne kadar açlık olarak açıklanmış olsa da Christopher McCandless ölümü üzerinde önemli kuşkular bıraktı.

Christopher McCandless generally went on the rice diet and he lost 10% of his body fat so he was vulnerable to the toxins’ effects. However, the research that was taken on the potatoes around the bus showed that they weren’t toxic. Thus, even if his death cause was explained as starving to death, still it left mystery and suspicion on his death.

Tags: Christopher McCandless




Etiketler: , ,

Yorumlar (7)

Trackback URL | RSS Feed Yorumları

  1. Misafir diyor ki:

    KEŞKE CHISTOPHER 2 HAFTA DAHA YAŞASATDI O BITKIYI YEMESEYDI AVCILARLA BIRLIKTE MUTLU HAYATINA TEKRAR DÖNEBILSEYDI. BEN ONUN HAYRANIYIM.

  2. Misafir diyor ki:

    Mutlaka filmi bulup izleyecegim..

  3. serkan ali diyor ki:

    filme lütfen hayran olmayın, saygıda duymayın. evet, belki sean penn bazı gerceklere değinmiş olabilir. düzen bozukluğu, dünya hırsı ama kendiside bu yalan dünya ayak uydurmaktan vazgecmemiştir. en basiti hangimiz sean penn kadar rahat yaşayabiliyoruz eğerki başkasının emeğini kullanmıyorsak, işveren değilsek. demek istediğim ulak filmindeki mesaj kadar açık: yapan kadar görüpte susanda zalimdir. unutmayın hayranı olduğunuz alexander supertramp sizler gibi kimseye zarar vermeden sadece yaşayan insanlarada ahmak demiştir. çünkü bi varoluş amacı arayışındaydı ve hayat onunla değil o hayatla dalga gecmekteydi. bence gercek bir devrimci.

  4. serkan ali diyor ki:

    bu arada tolstoyun yasaklı bütün kitaplarını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. tanrının egemenliği içinizdedir, insan ne ile yaşar, itiraflarım, muhammet, din nedir. bütün kitaplar bunlar değil tabiki.

  5. fozzie diyor ki:

    sayın serkan ali,

    sean penn’e laf atmadan önce biraz oturun da düşünün. sean penn amerika’da yaşayıp, birçok şeye (amerikanın egemen politikalarına, dünya barışı adına tüm dünyayı ele geçirme planlarına, sağcılarına ve daha birçok şeye muhalif ve aktivist bir insandır. biraz araştırma yapsaydınız penn’in eşi susan sarandon ile katıldığı eylemlerin görsellerine bile ulaşabilirdiniz. ayrıca sean penn’in ne kadar devrimci bir kimliği olduğunu şu an sayısını hatırlayamadığım xpress dergisinde yayınlanan, (ingiliz the guardian gazetesindeki) röportaj çevirisinden okuyarak anlayabiirsiniz. politik bir duruşu vardır ve çok nettir. yaptığı filmlerle, canlandırdığı karakterlerle de bu duruşunu ortaya koyar. 11 eylül olayları ile ilgili 11 yönetmenin yaptığı 11 film vardır. tam ismi; 11 09 01 september 11 Burdaki filmlerden birini de sean penn yönetti. izleyin ve ondan sonra sean penn hakkında konuşalım olur mu?

  6. veddier diyor ki:

    sevgili fozzie,

    yazdıklarına katılıyorum fakat bir düzeltme yapmalıyım…Sean Penn,Robin Wrigh Penn ile evli..Susan Sarandon Tim Robbins ile evlidir…

  7. tttttt diyor ki:

    kesinlikle izleyin arkadaşlar harika etkileyici bir film.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir